top of page

Tüketim Alışkanlıklarının Değişimi: Sisteme Karşı Savaş

Tüketim Alışkanlıklarının Değişimi: Sisteme Karşı Savaş

Merhaba Dostlar,


Ben Zeynep Derin Köseoğlu. Bugün sizlerle alışveriş alışkanlıklarımı nasıl değiştirdiğimi ve bunun hayatımda nasıl bir dönüşüm yarattığını paylaşmak istiyorum.


Size daha önceki yazılarımda bahsettiğim üç temel konu vardı: Gardırobumuz, Evimiz ve Tüketim Alışkanlıklarımız.


Gardırop başlangıç noktamdı; başarılı olduğum takdirde devam mı, yoksa tamam mı diye düşüneceğim önemli bir mihenk noktasıydı. Bu anlamda çok fazla zorluk çekmeden, çok kısa sürede gardırobumu istediğim noktaya getirdim. Etkilerini gördüğüm anda ikinci adım olan evin sadeleşme sürecine başladım.

Tabii ki bu süreç gardıroptan sonra biraz daha uzun sürdü çünkü evde ailemle birlikte yaşadığımız ortak alanlar çok fazlaydı ve bir türlü vazgeçemediğimiz, hayatımızdan çıkarmaya kıyamadığımız eşyalarla doluydu fakat belli bir noktaya geldiğimizde bize kattığı değerlerin çok fazla olduğunu ailemle birlikte yaşayıp gördük. (Önceki yazılarımı okumanızı tavsiye ederim.)


Bu iki sadeleşme sürecinin devamlılığı noktasında, tüketim alışkanlıklarımızı da değiştirmemiz gerektiğinin farkındaydık. Örneğin, evin sadeleşme sürecinden sonra tüketim alışkanlıklarımızı devam ettirdiğimiz takdirde yine aynı noktaya geleceğimizi biliyorduk.


O yüzden en baştan itibaren eşimle birlikte konuştuğum ve anlaştığım konulardan en önemlisi tüketim alışkanlığımızı değiştirmekti.


Her adım sonrası hayatımızdaki değişikliklerin olumlu yansımalarını görmek, doğru yolda olduğumuzun bir göstergesiydi; bu göstergeler de bize daha büyük adımlar attırıyordu.


İtiraf edeyim, bizim için en zor aşamalardan bir tanesiydi. Düşünsenize, yolda yürürken, arabanızda hatta evinizin içinde büyük şirketlerin tahrik edici reklamlarına maruz kalıyorsunuz. Pazarladıkları ürünleri insanlar kullanırken görüyorsunuz, bir arkadaşınız bu ürünün tüm özelliklerini şirketin pazarlamacısı edasıyla size anlatıyor ve bir süre sonra ürün öyle bir noktaya geliyor ki bir statü sembolü haline dönüşmeye başlıyor. Uzun vadeli kredilerle alınan arabalar, evler ve lüks ürünler hatta tatiller bu durum bir çılgınlık değil mi? Bu durum, kendi kendine ayaklara pranga vurmak değil mi?


Bu bombardıman varken yolu nasıl yürüyecektik? Bu kadar emek sarf ettikten sonra yolun ortasında kırılabilir miydik? Peki bu yüzden dışlanır mıydık? Bu bombardımandan çocuğumuzu nasıl koruyacaktık? Onu eğitebilecek miydik? Yol gösterebilecek miydik?


Adeta Don Kişot, Sancho Panza ve Rosinante gibi çıktık bu yola. Motiveydik, küçük adımlar bizi mutlu etmişti ve bu mutluluğun geçici olmasını istemiyorduk. Her şeyin kafada bittiğini biliyorduk, algılara karşı hazırlıklı olduğumuzu düşünüyorduk.


Ve tabii ki yel değirmenlerine karşı bir stratejimiz vardı.


Adım 1: Bilinçli Farkındalık


İlk olarak, neye sahip olduğumu ve gerçekten neye ihtiyaç duyduğumu anlamak için zaman ayırdık.


Her alışveriş öncesi kendimize şu soruları sormaya başladık: "Bu gerçekten gerekli mi?", "Bu ürün bize uzun vadede mutluluk sağlayacak mı?" Bu sorular, gereksiz harcamaların önüne geçmemize yardımcı oldu. Ayrıca alacağımız ürünlerin artılarını, eksilerini, sağlık açısından fayda ve zararlarını daha fazla araştırmaya başladık.


Adım 2: Planlı Alışveriş


Alışverişlerimizi planlamaya başladık.


İhtiyaç listeleri oluşturarak ve bu listelere sadık kalarak hareket ettik. Böylece ani satın alma kararlarının ve gereksiz harcamaların önüne geçtik.


İndirim dönemleri bizi tahrik etmedi; zaten bir farkındalık oluşmaya başladığında indirim dönemlerinin de bir kandırmaca olduğunu anlamaya başlıyorsunuz.


Eşimle bulut tabanlı bir not uygulaması kullanmaya başladık. Bu not uygulamasında ürün bazında gruplanmış paylaşımlı alışveriş dosyalarımız vardı.

Düşündüğümüz ve ihtiyacımız olan şeyleri bu not uygulamasına ekliyorduk. Eklediklerimizi her ikimiz de görüyor ve birbirimizin onayı olmadan o ürünü almıyorduk


Rafta gördüğümüz ve bizi tahrik eden, sorgusuz bir şekilde aldığımız ürünlere karşı önlem olarak düşündüğümüz bir yöntemdi. Planlı alışveriş yapmaya alıştıktan sonra bu yöntemi daha az kullanır olduk fakat ilk dönemlerde çok işe yaramıştı.


Sistemin tahrik edici algısından, sistemin bize sağladığı dijital bir not uygulaması ile karşı durmuştuk. Oldukça ironik değil mi?



Adım 3: Kaliteyi Ön Planda Tutma


Artık miktar yerine kaliteye odaklanıyoruz.


Daha az, ama daha kaliteli, uzun ömürlü ve sağlıklı ürünler satın alıyoruz. Bu, sadece maddi anlamda tasarruf sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsememizi sağlıyor. Biraz pahalı olsa da özellikle organik sertifikalı ürünleri tercih ediyoruz. (Bu ürünlerle ilgili ayrıca bir makale yazacağım.)


Adım 4: İkinci El ve Yeniden Kullanım


İkinci el mağazalarını ve yeniden kullanımı keşfettik.


Bozulmuş bir ürünümüz varsa atıp yenisini almak yerine nasıl tamir edebiliriz diye düşünmeye başladık ve şunu fark ettik; Bir ürünün bozulması, yeni bir ürünün alınması için bir bahaneymiş. Bugüne kadar tamir edilemeyen ürünümüz olmadı. Eşim ve ben birçok ürünü tamir edebilir hale geldik. Tamir edemediğimiz noktada internet üzerinden araştırma yapmaya, YouTube videoları izlemeye başladık. Hâlâ beceremediysek tamirci son durağımız oldu.


İkinci el mağazaları da uğrak noktamız oldu. Özellikle kızımın oyuncaklarını ve okul ile ilgili eşyalarını bu noktalardan almaya başladık.


Eşim, model oyuncak yapımına meraklı; ikinci el mağazalardan aradığı malzemeleri daha uygun fiyatlara bulma şansını yakaladı.


Ben de sıfır kitap almak yerine ikinci el kitapları tercih etmeye başladım, hatta piyasada bulunmayan eski kitapları toplamak ve onları okumak hobim haline dönüştü. Kitapların kokusu ve o yaşanmışlık enerjisini hissetmenin çok farklı bir deneyim olduğunu keşfettim. Ayda bir kaç kez ikinci el pazarına gitmeyi alışkanlık haline getirdik. Ayrıca kendi kullanmadığımız eşyaları da bu pazarlarda satma veya takas etme imkanı yakaladık.


Artık sistemin algılarına kapalıyız. Daha az tüketiyoruz, tüketeceğimiz ürünleri belli standartlara göre alıyoruz. Bir ürün bozulduysa tamir imkanı olup olmadığını sorguluyoruz ve ikinci el mağazaları daha fazla ilgimizi çekiyor.


Bir tüketim yarışı içinde değiliz, kimseyle rekabet halinde de değiliz. Kendi kendimize yetmeye çalışıyoruz dolayısıyla sisteme borçlu değiliz. Düşündüğümüzden çok daha fazla paramız birikiyor.


Ama en önemlisi, çok mutluyuz. Peki, daha da mutlu olabilir miyiz? Örneğin, şebekeden çıkabilir miyiz? Parasız yaşayabilir miyiz? Kendi kendimize %100 yetebilir miyiz?


İşte yeni meydan okumamız ve hayalimiz...


Görüşmek üzere,

Zeynep Derin Köseoğlu


İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page