top of page

Arama Sonuçları

"" için 158 öge bulundu

  • Tüketim Alışkanlıklarının Değişimi: Sisteme Karşı Savaş

    Merhaba Dostlar, Ben Zeynep Derin Köseoğlu. Bugün sizlerle alışveriş alışkanlıklarımı nasıl değiştirdiğimi ve bunun hayatımda nasıl bir dönüşüm yarattığını paylaşmak istiyorum. Size daha önceki yazılarımda bahsettiğim üç temel konu vardı: Gardırobumuz, Evimiz ve Tüketim Alışkanlıklarımız. Gardırop başlangıç noktamdı; başarılı olduğum takdirde devam mı, yoksa tamam mı diye düşüneceğim önemli bir mihenk noktasıydı. Bu anlamda çok fazla zorluk çekmeden, çok kısa sürede gardırobumu istediğim noktaya getirdim. Etkilerini gördüğüm anda ikinci adım olan evin sadeleşme sürecine başladım. Tabii ki bu süreç gardıroptan sonra biraz daha uzun sürdü çünkü evde ailemle birlikte yaşadığımız ortak alanlar çok fazlaydı ve bir türlü vazgeçemediğimiz, hayatımızdan çıkarmaya kıyamadığımız eşyalarla doluydu fakat belli bir noktaya geldiğimizde bize kattığı değerlerin çok fazla olduğunu ailemle birlikte yaşayıp gördük. (Önceki yazılarımı okumanızı tavsiye ederim.) Bu iki sadeleşme sürecinin devamlılığı noktasında, tüketim alışkanlıklarımızı da değiştirmemiz gerektiğinin farkındaydık. Örneğin, evin sadeleşme sürecinden sonra tüketim alışkanlıklarımızı devam ettirdiğimiz takdirde yine aynı noktaya geleceğimizi biliyorduk. O yüzden en baştan itibaren eşimle birlikte konuştuğum ve anlaştığım konulardan en önemlisi tüketim alışkanlığımızı değiştirmekti. Her adım sonrası hayatımızdaki değişikliklerin olumlu yansımalarını görmek, doğru yolda olduğumuzun bir göstergesiydi; bu göstergeler de bize daha büyük adımlar attırıyordu. İtiraf edeyim, bizim için en zor aşamalardan bir tanesiydi. Düşünsenize, yolda yürürken, arabanızda hatta evinizin içinde büyük şirketlerin tahrik edici reklamlarına maruz kalıyorsunuz. Pazarladıkları ürünleri insanlar kullanırken görüyorsunuz, bir arkadaşınız bu ürünün tüm özelliklerini şirketin pazarlamacısı edasıyla size anlatıyor ve bir süre sonra ürün öyle bir noktaya geliyor ki bir statü sembolü haline dönüşmeye başlıyor. Uzun vadeli kredilerle alınan arabalar, evler ve lüks ürünler hatta tatiller bu durum bir çılgınlık değil mi? Bu durum, kendi kendine ayaklara pranga vurmak değil mi? Bu bombardıman varken yolu nasıl yürüyecektik? Bu kadar emek sarf ettikten sonra yolun ortasında kırılabilir miydik? Peki bu yüzden dışlanır mıydık? Bu bombardımandan çocuğumuzu nasıl koruyacaktık? Onu eğitebilecek miydik? Yol gösterebilecek miydik? Adeta Don Kişot, Sancho Panza ve Rosinante gibi çıktık bu yola. Motiveydik, küçük adımlar bizi mutlu etmişti ve bu mutluluğun geçici olmasını istemiyorduk. Her şeyin kafada bittiğini biliyorduk, algılara karşı hazırlıklı olduğumuzu düşünüyorduk. Ve tabii ki yel değirmenlerine karşı bir stratejimiz vardı. Adım 1: Bilinçli Farkındalık İlk olarak, neye sahip olduğumu ve gerçekten neye ihtiyaç duyduğumu anlamak için zaman ayırdık. Her alışveriş öncesi kendimize şu soruları sormaya başladık: "Bu gerçekten gerekli mi?", "Bu ürün bize uzun vadede mutluluk sağlayacak mı?" Bu sorular, gereksiz harcamaların önüne geçmemize yardımcı oldu. Ayrıca alacağımız ürünlerin artılarını, eksilerini, sağlık açısından fayda ve zararlarını daha fazla araştırmaya başladık. Adım 2: Planlı Alışveriş Alışverişlerimizi planlamaya başladık. İhtiyaç listeleri oluşturarak ve bu listelere sadık kalarak hareket ettik. Böylece ani satın alma kararlarının ve gereksiz harcamaların önüne geçtik. İndirim dönemleri bizi tahrik etmedi; zaten bir farkındalık oluşmaya başladığında indirim dönemlerinin de bir kandırmaca olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Eşimle bulut tabanlı bir not uygulaması kullanmaya başladık. Bu not uygulamasında ürün bazında gruplanmış paylaşımlı alışveriş dosyalarımız vardı. Düşündüğümüz ve ihtiyacımız olan şeyleri bu not uygulamasına ekliyorduk. Eklediklerimizi her ikimiz de görüyor ve birbirimizin onayı olmadan o ürünü almıyorduk Rafta gördüğümüz ve bizi tahrik eden, sorgusuz bir şekilde aldığımız ürünlere karşı önlem olarak düşündüğümüz bir yöntemdi. Planlı alışveriş yapmaya alıştıktan sonra bu yöntemi daha az kullanır olduk fakat ilk dönemlerde çok işe yaramıştı. Sistemin tahrik edici algısından, sistemin bize sağladığı dijital bir not uygulaması ile karşı durmuştuk. Oldukça ironik değil mi? Adım 3: Kaliteyi Ön Planda Tutma Artık miktar yerine kaliteye odaklanıyoruz. Daha az, ama daha kaliteli, uzun ömürlü ve sağlıklı ürünler satın alıyoruz. Bu, sadece maddi anlamda tasarruf sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsememizi sağlıyor. Biraz pahalı olsa da özellikle organik sertifikalı ürünleri tercih ediyoruz. (Bu ürünlerle ilgili ayrıca bir makale yazacağım.) Adım 4: İkinci El ve Yeniden Kullanım İkinci el mağazalarını ve yeniden kullanımı keşfettik. Bozulmuş bir ürünümüz varsa atıp yenisini almak yerine nasıl tamir edebiliriz diye düşünmeye başladık ve şunu fark ettik; Bir ürünün bozulması, yeni bir ürünün alınması için bir bahaneymiş. Bugüne kadar tamir edilemeyen ürünümüz olmadı. Eşim ve ben birçok ürünü tamir edebilir hale geldik. Tamir edemediğimiz noktada internet üzerinden araştırma yapmaya, YouTube videoları izlemeye başladık. Hâlâ beceremediysek tamirci son durağımız oldu. İkinci el mağazaları da uğrak noktamız oldu. Özellikle kızımın oyuncaklarını ve okul ile ilgili eşyalarını bu noktalardan almaya başladık. Eşim, model oyuncak yapımına meraklı; ikinci el mağazalardan aradığı malzemeleri daha uygun fiyatlara bulma şansını yakaladı. Ben de sıfır kitap almak yerine ikinci el kitapları tercih etmeye başladım, hatta piyasada bulunmayan eski kitapları toplamak ve onları okumak hobim haline dönüştü. Kitapların kokusu ve o yaşanmışlık enerjisini hissetmenin çok farklı bir deneyim olduğunu keşfettim. Ayda bir kaç kez ikinci el pazarına gitmeyi alışkanlık haline getirdik. Ayrıca kendi kullanmadığımız eşyaları da bu pazarlarda satma veya takas etme imkanı yakaladık. Artık sistemin algılarına kapalıyız. Daha az tüketiyoruz, tüketeceğimiz ürünleri belli standartlara göre alıyoruz. Bir ürün bozulduysa tamir imkanı olup olmadığını sorguluyoruz ve ikinci el mağazaları daha fazla ilgimizi çekiyor. Bir tüketim yarışı içinde değiliz, kimseyle rekabet halinde de değiliz. Kendi kendimize yetmeye çalışıyoruz dolayısıyla sisteme borçlu değiliz. Düşündüğümüzden çok daha fazla paramız birikiyor. Ama en önemlisi, çok mutluyuz. Peki, daha da mutlu olabilir miyiz? Örneğin, şebekeden çıkabilir miyiz? Parasız yaşayabilir miyiz? Kendi kendimize %100 yetebilir miyiz? İşte yeni meydan okumamız ve hayalimiz... Görüşmek üzere, Zeynep Derin Köseoğlu İletişim: zeynepkoseoglu@ekolojikevim.com.tr

  • Kaju Fıstığını Çok Seviyoruz, Meyvesi Olduğunu Biliyor musunuz?

    Kaju ağacının (Anacardium occidentale) meyvesi, genellikle kaju fıstığı olarak bildiğimiz tohumlarının yanı sıra, oldukça ilginç ve yenilebilir bir meyve olan kaju elmasını da üretir. Peki, bu meyve nasıl yenir ve sağlık açısından faydaları nelerdir? İşte detaylar: Kaju Elması Nedir? Kaju elması, kaju fıstığının altında büyüyen, armut şeklinde ve sarı ya da kırmızı renkte olabilen etli bir yapıdır. Botanik açıdan, bu meyve aslında yalancı bir meyvedir; çünkü gerçek meyve kaju fıstığıdır​. Yenilebilir mi? Evet, kaju elması yenilebilir. Birçok tropikal bölgede bu meyve taze olarak tüketilir, suyu çıkarılır veya yemeklerde kullanılır. Tadı, mango ve portakal arasında, tatlı ve hafif biberli bir lezzet olarak tanımlanabilir​. Besin Değerleri ve Sağlık Faydaları Kaju elması, C vitamini bakımından oldukça zengindir, hatta portakaldan bile daha fazla C vitamini içerir. Ayrıca potasyum, magnezyum ve diyet lifi gibi önemli mineralleri de barındırır. Antioksidan özellikleri sayesinde serbest radikallerle savaşmaya yardımcı olabilir ve anti-inflamatuar özellikleri olduğu düşünülmektedir​. Taze Tüketim: Kaju fıstığı güvenli bir şekilde çıkarıldıktan sonra, meyve yıkanarak taze olarak yenebilir. Suyunu Çıkarma: Kaju elmasının suyu oldukça ferahlatıcıdır. Suyu çıkarmadan önce meyvenin lifli kısımlarını ayırmak faydalı olabilir. Yemeklerde Kullanım: Bazı kültürlerde kaju elması, körilerde veya karışık sebze yemeklerinde tatlı ve ekşi bir lezzet katmak için kullanılır. Reçel ve Soslar: Kaju elması reçel, jöle veya chutney yapımında kullanılabilir​. Dikkat Edilmesi Gerekenler Kaju elması yenilebilir olsa da, bazı kişilerin alerjik reaksiyon gösterebileceğini unutmamak önemlidir. Ayrıca, kaju fıstığını çıkarırken dikkatli olmak gereklidir, çünkü fıstık kabuğunda zehirli olabilen urushiol adlı bir bileşik bulunur​. Kaju fıstığı kadar bilinir olmasa da, kaju elması da besleyici ve lezzetli bir meyvedir. Tropikal bir lezzet arıyorsanız, kaju elması denemeye değer. Ancak taze bulması zor olabilir, bu nedenle genellikle kaju ağacının yetiştiği bölgelerde veya bazı özel marketlerde bulunabilir​.

  • Hayvan Hakları Aktivistlerinden Krala Protesto

    Hayvan hakları aktivistleri, Kral Charles'ın portresini vandalize ederek, RSPCA (Kraliyet Hayvanlara Karşı Zulmü Önleme Derneği) tarafından yönetilen çiftliklerdeki hayvanlara yönelik kötü muamele iddialarına dikkat çekmek için bir protesto gerçekleştirdi. Bu olay, Londra'daki bir sanat galerisinde meydana geldi ve tartışmalara yol açtı​ Aktivistler, Kral Charles'ın portresine çizgi film karakteri Wallace'ın yüzünü yapıştırarak ve üzerine "No cheese, Gromit" yazan bir konuşma balonu ekleyerek, RSPCA'nın hayvan haklarına yeterince saygı göstermediğini ifade etmek istediler. Bu eylem, Kral Charles'ın RSPCA'nın koruyucusu olarak rolü ve RSPCA'nın bazı uygulamalarına yönelik eleştirilerle bağlantılıydı​ Protesto, RSPCA'nın bazı çiftliklerinde hayvanlara kötü muamele edildiği iddialarına dikkat çekmek amacıyla yapıldı. Aktivistler, RSPCA'nın hayvan refahı standartlarını yeterince korumadığını savunarak, bu tür eylemlerle kamuoyunun dikkatini çekmek istediler. Ayrıca, bu protesto, geniş çapta çevresel ve etik kaygılarla da ilişkilendirildi​. Protesto sırasında portreye herhangi bir kalıcı zarar verilmediği bildirildi, ancak olay kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. RSPCA ve Kral Charles'ın destekçileri, bu tür vandalizmi kınarken, aktivistler mesajlarının duyulmasından memnun kaldılar. Bu olay, hayvan hakları konusunda daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirdi​

  • Sürdürülebilir Babalar Günü

    Babalar Günü yaklaştığında, pek çok kişi babalarına ne hediye alacaklarını düşünür. Ancak, maddi hediyeler yerine birlikte geçirilen kaliteli zaman, babanızla daha derin ve anlamlı bağlar kurmanıza yardımcı olabilir. Hediye almak yerine etkinlikler düzenlemek, hem israfı azaltır hem de sürdürülebilir bir kutlama şekli sunar. İşte bu yaklaşımın önemini ve önerilen bazı etkinlikleri ele alalım. Neden Sürdürülebilir Babalar Günü? 1. İsrafı Azaltma ve Sürdürülebilirlik Geleneksel hediyeler genellikle ambalaj atıkları ve kullanılmayan eşyalara dönüşebilir. Bu da çevreye zarar verir ve gereksiz tüketimi teşvik eder. Oysa, etkinlikler planlayarak hem doğaya saygı göstermiş hem de sürdürülebilir bir seçim yapmış olursunuz. Piknikler, doğa yürüyüşleri ve diğer açık hava etkinlikleri, çevre dostu ve israfı önleyen alternatiflerdir. 2. Kaliteli Zaman Geçirmek Babalar Günü'nü etkinliklerle kutlamak, babanızla birlikte daha fazla zaman geçirmenizi sağlar. Bu etkinlikler, ilişkilerinizi güçlendirir ve birlikte unutulmaz anılar yaratmanıza yardımcı olur. Örneğin, birlikte balık tutmak ya da spor yapmak, babanızla bağlarınızı kuvvetlendirir ve onunla ortak ilgi alanlarınızı keşfetmenizi sağlar. 3. Öğrenme ve Gelişim Fırsatları Etkinlikler, hem sizin hem de babanızın yeni beceriler öğrenmesine olanak tanır. Yaratıcı atölyelere katılmak, doğa yürüyüşlerinde yeni bitki ve hayvan türlerini keşfetmek ya da birlikte yemek pişirmek, eğitici ve eğlenceli deneyimler sunar. Bu aktiviteler, sadece eğlenceli değil, aynı zamanda kişisel gelişim açısından da değerlidir. 4. Ekonomik ve Manevi Değer Hediyeler yerine etkinlikler düzenlemek, ekonomik olarak da daha avantajlı olabilir. Maddi hediyeler yerine, birlikte geçirilen zamanın manevi değeri çok daha yüksektir. Babalar Günü için düzenleyeceğiniz etkinlikler, hem bütçenize dosttur hem de babanızın gerçekten değer verdiği bir şey yapmanızı sağlar. İşte örnek babalar günü kutlamaları; 1. Piknik Düzenleyin Doğayla iç içe bir piknik, babanızla kaliteli zaman geçirmenin harika bir yoludur. Babanızın sevdiği yiyecekleri hazırlayıp bir piknik sepeti oluşturun ve en sevdiğiniz parka gidin. Doğanın tadını çıkarırken sohbet etmek, babanızla aranızdaki bağı güçlendirecektir. Ayrıca, doğa yürüyüşü veya basit açık hava oyunları ile günü daha da keyifli hale getirebilirsiniz. 2. Balık Tutmaya Gidin Babanız balık tutmayı seviyorsa, bir balık tutma etkinliği planlayabilirsiniz. Göl, nehir ya da deniz kenarında geçirilen sakin bir gün, babanızla unutulmaz anılar biriktirmenizi sağlar. Bu aktivite, doğanın huzurunu hissetmek ve birlikte vakit geçirmenin keyfini çıkarmak için mükemmel bir fırsattır. 3. Spor Etkinliklerine Katılın Babanızla birlikte spor yapmayı deneyin. Bu bir futbol maçı, tenis oyunu ya da birlikte bisiklet sürmek olabilir. Spor yapmak, hem eğlenceli hem de sağlıklı bir etkinlik seçeneğidir. Ayrıca, bir spor etkinliğine katılmak, babanızla ortak ilgi alanlarınızı keşfetmenize yardımcı olabilir. 4. Müzik veya Sinema Gecesi Babanızın sevdiği müzik türlerini çalan bir konser ya da favori filmlerini içeren bir sinema gecesi düzenleyin. Evde rahat bir ortamda müzik dinlemek ya da film izlemek, keyifli bir akşam geçirmenizi sağlar. Bunun yanı sıra, açık hava sineması veya canlı müzik performanslarına da katılabilirsiniz. 5. Yaratıcı Atölyelere Katılın Babanızla birlikte bir sanat atölyesine katılabilirsiniz. Seramik yapımı, resim ya da ahşap işçiliği gibi etkinlikler, hem eğlenceli hem de yaratıcı bir deneyim sunar. Bu tür atölyeler, hem babanızın hem de sizin yeteneklerinizi keşfetmenize yardımcı olabilir ve birlikte yeni bir hobi edinmenizi sağlayabilir. 6. Doğa Yürüyüşleri Bir doğa yürüyüşü planlayarak, hem fiziksel aktivite yapabilir hem de doğanın güzelliklerini keşfedebilirsiniz. Bu, babanızla huzurlu ve keyifli zaman geçirmenizi sağlayacak harika bir etkinliktir. Ayrıca, doğa yürüyüşü sırasında fotoğraf çekerek anılarınızı ölümsüzleştirebilirsiniz. 7. Evde Özel Bir Yemek Hazırlayın Babanızın sevdiği yemeklerden oluşan özel bir menü hazırlayarak ona sürpriz yapabilirsiniz. Beraber yemek yapmak ve sonrasında birlikte yemek yemek, aile bağlarını güçlendiren bir aktivitedir. Ayrıca, babanızın favori tariflerini öğrenmek ve birlikte yeni tarifler denemek de eğlenceli olabilir. 8. Kültürel Bir Gezi Planlayın Müzeler, tarihi yerler veya sanat galerileri gibi kültürel mekanlara bir gezi planlayabilirsiniz. Babanızın ilgi alanlarına uygun bir etkinlik seçmek, onunla ortak bir deneyim yaşamanızı sağlar. Bu tür geziler, hem bilgilendirici hem de keyif verici olabilir. 9. Evde Oyun Gecesi Düzenleyin Babanızla birlikte kutu oyunları oynayarak veya video oyunları oynayarak eğlenceli bir gece geçirebilirsiniz. Bu tür etkinlikler, aile içindeki rekabeti ve eğlenceyi artırarak unutulmaz anılar yaratır. 10. Hobilerine Ortak Olun Babanızın hobilerine katılarak onunla daha fazla vakit geçirebilirsiniz. Bahçecilik, model yapımı, fotoğrafçılık gibi hobiler, birlikte keyifli zaman geçirmenizi sağlar. Ayrıca, bu hobiler hakkında daha fazla bilgi edinerek babanızın dünyasını daha iyi anlayabilirsiniz.

  • Dünya ve Türkiye’de Çocuk İşçiliği

    Çocuk işçiliği, dünya genelinde milyonlarca çocuğun temel haklarının ihlal edildiği ciddi bir sorundur. Eğitimden mahrum kalan ve tehlikeli koşullarda çalışan çocuklar, fiziksel ve psikolojik olarak zarar görmekte, gelecekleri kararmaktadır. Bu makalede, dünya genelinde ve Türkiye’de çocuk işçiliğinin boyutlarını, mevcut rakamları ve mücadele yollarını ele alacağız. Dünya Genelinde Çocuk İşçiliği Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünya genelinde 2021 itibarıyla yaklaşık 160 milyon çocuk işçi bulunmaktadır. Bu rakam, dünya genelindeki her on çocuktan birinin çalıştığı anlamına gelmektedir. Çocuk işçiliği en çok Sahra Altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’da yaygındır. Afrika’da 5-17 yaş arası her beş çocuktan biri çalışmak zorunda kalmaktadır. Türkiye’de Çocuk İşçiliği Türkiye’de de çocuk işçiliği önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2020 yılında Türkiye’de 720 bin çocuk işçi bulunmaktadır. Bu çocukların büyük bir kısmı tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde çalışmaktadır. Özellikle mevsimlik tarım işçiliği, Türkiye’de çocuk işçiliğinin en yaygın biçimlerinden biridir. Çocuk İşçiliğinin Sebepleri Çocuk işçiliğinin temel sebepleri arasında yoksulluk, eğitim eksikliği, ailelerin bilinç düzeyinin düşük olması ve göç gibi faktörler yer almaktadır. Yoksulluk, aileleri çocuklarını çalıştırmaya zorlamakta, eğitim eksikliği ise çocukların uzun vadede bu döngüden çıkmasını engellemektedir. Mücadele Yolları Çocuk işçiliğiyle mücadelede hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çeşitli önlemler alınmaktadır. ILO’nun 182 No’lu Sözleşmesi, çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Türkiye de bu sözleşmeyi onaylamış ve uygulamaya koymuştur. Ayrıca, çocuk işçiliğini önlemek için Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen projeler bulunmaktadır. Eğitim, çocuk işçiliğiyle mücadelenin en önemli araçlarından biridir. Zorunlu eğitim süresinin uzatılması ve eğitim kalitesinin artırılması, çocukların okula devam etmelerini teşvik etmektedir. Ayrıca, yoksul ailelere yönelik sosyal destek programları da çocuk işçiliğini azaltmada etkili olmaktadır. Çocuk işçiliği, hem dünya genelinde hem de Türkiye’de çözülmesi gereken önemli bir sorundur. Her çocuğun eğitim, oyun ve güvenli bir yaşam hakkı vardır. Çocuk işçiliğini sona erdirmek için devletler, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri iş birliği içinde çalışmalıdır. Bu mücadelede toplumun tüm kesimlerine önemli görevler düşmektedir.

  • Buğday Alım Fiyatları Açıklandı: Büyük Kriz Kapıda mı?

    2024 yılı buğday alım fiyatları, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından açıklandı. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), ekmeklik buğday için ton başına 9.250 TL, makarnalık buğday için ton başına 10.000 TL, arpa için ise ton başına 7.250 TL fiyat belirledi. Buna ek olarak, buğday için ton başına 1.750 TL, arpa için ise ton başına 750 TL fark ödemesi desteği verilecektir. Böylece, çiftçilerin eline makarnalık buğday için 11.750 TL, ekmeklik buğday için 11.000 TL, arpa için 8.000 TL geçecektir​. Buğday Alım Fiyatları Sonrası Çiftçilerin Tepkisi Çiftçiler, açıklanan fiyatların üretim maliyetlerini karşılamadığını belirterek memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. Artan gübre, mazot ve tohum maliyetlerinin yanı sıra, döviz kuru dalgalanmaları ve enflasyonun da etkisiyle mevcut fiyatların yetersiz kaldığını ifade ediyorlar. Üreticiler, özellikle gübre ve mazot desteğinin artırılmasını ve ödemelerin daha hızlı yapılmasını talep ediyorlar​ Türkiye'de 2024 buğday alım fiyatlarının açıklanmasıyla çiftçiler arasında memnuniyetsizlik oluştu. Bu durumun çeşitli ekonomik, sosyal ve politik yansımaları olabilir. İşte bu krizin potansiyel yansımaları: 1. Gıda Güvenliği ve Fiyat İstikrarı Buğday, temel gıda maddelerinden biridir ve fiyatlarındaki dalgalanmalar geniş kitleleri etkiler. Alım fiyatlarının çiftçiler tarafından yetersiz bulunması, üretimde azalmaya ve arz sıkıntısına neden olabilir. Bu durumda, ekmek gibi temel gıda maddelerinin fiyatlarında artış görülebilir, bu da enflasyonu tetikleyebilir ve hane halkı harcamalarını olumsuz etkileyebilir​ 2. Çiftçi Gelirleri ve Kırsal Ekonomi Yetersiz buğday fiyatları, çiftçilerin gelirlerini olumsuz etkileyerek kırsal ekonominin zayıflamasına yol açabilir. Çiftçilerin maliyetlerini karşılayamaması, tarımdan çekilmelerine veya borç batağına sürüklenmelerine neden olabilir. Bu durum, kırsal alanlarda yoksulluğun artmasına ve göç dalgasına yol açabilir​ 3. İthalat Bağımlılığı Yerel üreticilerin buğday üretiminden vazgeçmesi veya üretimi azaltması, Türkiye'nin buğday ithalatına olan bağımlılığını artırabilir. Artan ithalat, döviz kurlarındaki dalgalanmalardan etkilenerek maliyetlerin artmasına ve cari açığın büyümesine neden olabilir​ 4. Sosyal ve Politik Gerilimler Çiftçilerin memnuniyetsizliği, tarım sektöründe protesto ve grevlere yol açabilir. Hükümetin tarım politikalarına karşı oluşan tepkiler, sosyal ve politik gerilimleri artırabilir. Bu durum, tarım sektöründe reform taleplerini ve siyasi baskıyı beraberinde getirebilir​ 5. Alternatif Ürünlere Yönelme Buğday fiyatlarının yetersiz bulunması, çiftçileri daha kârlı gördükleri alternatif ürünlere yönelmeye teşvik edebilir. Ancak, bu durum, buğday üretimindeki azalmanın yanı sıra diğer ürünlerde de arz-talep dengesizliklerine yol açabilir​ Çözüm Önerileri Destek ve Teşviklerin Artırılması: Gübre, mazot ve tohum desteğinin artırılması, çiftçilerin maliyetlerini düşürmeye yardımcı olabilir. Fiyat Düzenlemeleri: Buğday fiyatlarının çiftçilerin maliyetlerini karşılayacak şekilde düzenlenmesi ve gerektiğinde revize edilmesi önemlidir. Verimli Su Kullanımı ve Modern Tarım Teknikleri: Su kaynaklarının etkin kullanımı ve modern tarım tekniklerinin yaygınlaştırılması, üretim verimliliğini artırabilir. Genç Çiftçilerin Teşviki: Genç nüfusun tarıma yönlendirilmesi ve tarım eğitimlerinin artırılması, sektörde yenilikçi çözümler getirebilir. İthalat ve İhracat Politikalarının Gözden Geçirilmesi: İthalata bağımlılığı azaltmak ve yerli üretimi teşvik etmek için ihracat politikalarının gözden geçirilmesi gereklidir​. Bu adımlar, Türk tarımının sürdürülebilirliği ve çiftçilerin refahı için kritik öneme sahiptir. Buğday alım fiyatları konusundaki kriz, doğru politikalar ve desteklerle yönetilmelidir.

  • Yeşil Aura: Anlamı, Özellikleri ve Etkileri

    Yeşil aura, dengeli bir enerji alanı olarak kabul edilir ve genellikle kalp çakrası ile ilişkilendirilir. Bu aura, büyüme, iyileşme ve doğa ile derin bir bağlantıyı temsil eder. Yeşil aura taşıyan bireyler, şefkatli, anlayışlı ve huzurlu kişilikleriyle bilinirler. Bu insanlar doğal olarak başkalarına yardım etmeye, duygusal ve ruhsal olarak iyileştirmeye yatkındırlar​ Yeşil Auranın Anlamı ve Özellikleri Yeşil aura, kalp çakrasının enerjisini yansıtır ve sevgi, merhamet, duygusal iyileşme ile özdeşleştirilir. Bu aura, kişisel gelişim ve ruhsal dönüşüm yolunda bir rehber olarak görülür. Yeşil aurası olan bireyler, dengeli, şefkatli ve besleyici özelliklere sahiptir. Bu kişiler, çevrelerindekilere huzur ve sükunet yayar, anlamlı ilişkiler kurar ve doğayla güçlü bir bağ hissederler​ Yeşil Auranın Farklı Tonları ve Anlamları Yeşil auranın tonları da farklı anlamlar taşır: Nane Yeşili: Kalp ve zihin arasında uyumu simgeler, şefkatli ve sezgisel özelliklere sahiptir. Açık Yeşil: Tazelik ve yenilenme hissi verir, gençlik ve hayata olumlu bakışı yansıtır. Zümrüt Yeşili: Bolluk ve refah ile ilişkilendirilir, liderlik ve vizyonerlik yeteneklerini gösterir. Orman Yeşili: Doğaya derin bir bağlılık ve dayanıklılığı temsil eder. Adaçayı Yeşili: Bilgelik ve iç huzuru simgeler, ruhsal arayışa eğilimli bireyleri gösterir​ Zorluklar ve Güçlü Yönler Yeşil aura sahipleri genellikle kıskançlık ve aşırı koruyuculuk gibi duygusal zorluklarla karşılaşabilirler. Bu kişiler, kendi ihtiyaçlarını ihmal ederek başkalarına fazla odaklanabilirler. Ancak, yeşil auralı bireylerin içsel güçleri ve duygusal dayanıklılıkları, bu zorlukların üstesinden gelmelerini sağlar. Dengeli ve yaratıcı bir yaklaşımla, anlamlı ilişkiler ve ruhsal büyüme deneyimleri yaşayabilirler​. Meslek ve Kariyer Yeşil auralı bireyler, başkalarına yardım etme ve iyileştirme amacı güden kariyerlerde başarılı olurlar. Sağlık hizmetleri, eğitim, çevre koruma gibi alanlar, bu kişilerin doğal yeteneklerini sergileyebileceği ideal mesleklerdir. Doğa ile iç içe olmayı seven ve sosyal yetenekleri güçlü olan yeşil auralılar, iş yerinde de yaratıcı ve pratik çözümler sunarak başarılı olabilirler​

  • Van'da Kekik Türleri Koruma Altında

    Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Ziraat Fakültesi'nde görevli akademisyenler, otlu peynire lezzet katan ve nesli tehlike altında olan kekik türlerini koruma altına aldı. Thymus cinsine ait 20'ye yakın kekik türü, tıbbi ve aromatik bahçede yetiştirilerek koruma altına alınıyor. Bu çalışmalar sayesinde kekik türlerinin sürdürülebilirliği sağlanarak gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor. Yerleşim yerlerine yakın olan bölgelerde halk tarafından bilinçsiz bir şekilde toplanan bu türlerin yok olma safhasında olduğu görüldü. Van Gölü havzasında yaklaşık 90 bölgede thymus cinsine ait 20'ye yakın tür toplandı. Toplanan bu bitkilerle üretim, çoğaltma ve tohum alma işlemleri yürütülüyor.

  • Türkiye'nin Yaz Bereketi: Mevsimsel Sebzeler ve Meyveler

    Yaz mevsimi, Türkiye'nin bereketli topraklarında yetişen çeşitli mevsimsel sebze ve meyvelerin bolca bulunduğu bir dönemdir. Bu mevsimde pazarlarda taze ve lezzetli ürünler bulmak mümkündür. Bu yazıda, yaz mevsiminde pazarlarda bulabileceğiniz sebze ve meyveleri ve bu ürünlerin sağlık açısından yararlarını inceleyeceğiz. Mevsimsel Sebzeler Domates: Yararları: Domates, güçlü bir antioksidan olan likopen içerir. Kalp sağlığını korur, cilt sağlığını destekler ve kanser riskini azaltabilir. Kullanımı: Salatalarda, soslarda ve yemeklerde yaygın olarak kullanılır. Salatalık: Yararları: Yüksek su içeriği ile vücudu nemlendirir. Cildin sağlıklı ve parlak kalmasına yardımcı olur. Kullanımı: Salatalarda ve detoks sularında sıklıkla kullanılır. Biber: Yararları: C vitamini bakımından zengin olan biber, bağışıklık sistemini güçlendirir. Metabolizmayı hızlandırır ve kilo vermeye yardımcı olur. Kullanımı: Çiğ olarak salatalarda, kızartmalarda ve yemeklerde kullanılır. Patlıcan: Yararları: Lif açısından zengin olan patlıcan, sindirim sistemini düzenler ve kalp sağlığını destekler. Kullanımı: Kızartma, közleme ve zeytinyağlı yemeklerde tercih edilir. Kabak: Yararları: Düşük kalorili ve lifli yapısı ile kilo kontrolüne yardımcı olur. Vitamin ve mineral bakımından zengindir. Kullanımı: Dolma, mücver ve salatalarda kullanılır. Fasulye: Yararları: Protein ve lif kaynağıdır. Kas sağlığını destekler ve uzun süre tok tutar. Kullanımı: Zeytinyağlı yemeklerde ve salatalarda tercih edilir. Mevsimsel Meyveler Kiraz: Yararları: Antioksidanlar içerir, iltihaplanmayı azaltır ve uyku kalitesini artırır. Kullanımı: Taze olarak tüketilir, reçel ve tatlılarda kullanılır. Çilek: Yararları: C vitamini ve antioksidan bakımından zengindir. Bağışıklığı güçlendirir ve cilt sağlığını destekler. Kullanımı: Taze olarak yenir, reçel ve tatlılarda kullanılır. Erik: Yararları: Lif ve C vitamini kaynağıdır. Sindirimi düzenler ve kemik sağlığını korur. Kullanımı: Taze olarak tüketilir, komposto yapılır. Şeftali: Yararları: Vitamin ve mineraller açısından zengindir. Cildi besler ve sindirim sistemini destekler. Kullanımı: Taze olarak tüketilir, tatlı ve reçel yapımında kullanılır. Kayısı: Yararları: A vitamini deposudur. Göz sağlığına iyi gelir ve cilt hücrelerini yeniler. Kullanımı: Taze olarak yenir, kurutularak saklanabilir. Karpuz: Yararları: Yüksek su oranı ile vücudu nemlendirir ve serinletir. Antioksidan özellikleri ile kanseri önlemeye yardımcı olur. Kullanımı: Taze olarak yenir, içecek ve salatalarda kullanılır.

  • EE Sözlük: Petrokapitalizm Nedir?

    Petrokapitalizm, petrol üretimi ve tüketimi üzerine kurulu ekonomik ve sosyal sistemdir. Petrol kaynaklarına sahip ülkelerin ekonomilerini ve küresel politikaları belirlemede büyük rol oynar. Bu sistem, petrol gelirlerine bağımlılığı artırarak çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliği tehdit edebilir. Enerji politikaları, çevre sorunları ve uluslararası ilişkiler üzerindeki etkileri nedeniyle eleştirilir. Petrokapitalizm, fosil yakıtların egemenliğine dayalı ekonomik yapıyı ifade eder ve bu yapı, iklim değişikliği ve kaynak savaşlarına yol açabilir.

  • Zombi Çekirgeleri: Doğa'nın Korkutucu Gizemi

    Çekirgeler, özellikle yaz aylarında sıkça karşılaştığımız, doğanın önemli unsurlarından biridir. Ancak, "zombi çekirgeleri" olarak adlandırılan bir fenomen, son zamanlarda bilim dünyasında büyük bir ilgi uyandırmaktadır. Bu ilginç olay, bir mantarın (Massospora cicadina) çekirgeleri enfekte etmesiyle ortaya çıkıyor. Enfekte olan çekirgeler, mantarın etkisi altında zombi benzeri davranışlar sergileyerek yaşamlarına devam ediyor. Massospora mantarı, çekirgelerin vücutlarına yerleşerek onları kontrol altına alıyor ve üreme organlarını tahrip ederek sporlarını yayıyor. Bu süreçte çekirgeler, daha fazla enfekte çekirge üretmek amacıyla diğer çekirgelerle temas etmeye yöneliyor. Mantarın kimyasalları, çekirgelerdeki dopamin seviyelerini artırarak onların daha aktif ve anormal davranışlar sergilemesine neden oluyor. Bu durum, hem bilim insanları hem de doğa severler için şaşırtıcı ve endişe verici bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Zombi çekirgeleri fenomeni, doğadaki karmaşık ve bazen ürkütücü etkileşimlerin bir örneğidir. Bu olay, ekosistemlerin ne kadar hassas ve birbiriyle bağlantılı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bilim insanları, bu fenomeni daha iyi anlamak ve kontrol altına almak için çalışmalarını sürdürmektedir.

  • Minimalist Evim:4 Adımda Evini Sadeleştir.

    Merhaba dostlar, Ben Zeynep Derin Köseoğlu. Bana gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim, özellikle gelen mailleriniz beni çok mutlu etti. Maillerin birçoğuna geri dönüş sağladım, geri dönüş sağlayamadıklarıma da en kısa zamanda döneceğim. Geri dönüşlerinize istinaden yazılarıma yön vermeye, sorularınızı yanıtlamaya çalışıyorum. Hatta bir soru-cevap makalesi de hazırlayabilirim. Bu anlamda lütfen sorularınızı sormaktan çekinmeyin. Tüm bilgimi ve tecrübelerimi aktarmak için buradayım. Bir önceki yazımda belirtmiştim, her şeye gardırop düzenlemesi ile başlamıştım. Etkilerini çok kısa zamanda görmüştüm. Hayatımın değiştiğini, daha mutlu olduğumu, adeta hafiflediğimi hissetmiştim. Sırada evim vardı; Aslında yaşam tarzımı değiştirme yolunda atacağım adımları planlamıştım. Minimalist bir arkadaşımın rehberliği ve okuduğum çeşitli kitaplar bana bir yol haritası gösteriyordu. Ancak gardıropta yaptığım düzenlemeler sonrasındaki yaşadıklarım, içgüdüsel olarak beni evdeki değişime zorlamıştı. Daha önceleri huzur bulduğum evimde sanki daralmaya başlamıştım. Kafamda sürekli olarak evi nasıl düzenlerim düşüncesi dolaşmaya başlamıştı. Evimde bir değişim istiyordum, Pinterest'te her gün yüzlerce minimalist ev fotoğrafına bakıyor ve hayal ediyordum. Karar vermekte çok zorlandığım bir dönemdi. Ne yapmak istediğimi sonraya bırakarak metodolojiyi uygulamaya karar verdim. Bugünkü yazımda size bu metodolojiyi anlatacağım. Doğru sıra ile uygulayıp harekete geçerseniz ilerleyen safhalarda her şey daha fazla yerine oturmaya başlıyor. Aynı bir puzzle’ın parçaları gibi. Tabi ki önceden planlama yapıp hareket eden kişiler de olabilir, bu bir metod. Sonuç olarak herkesin varacağı yer aynı. Adım 1: Değerlendirme ve Planlama İlk olarak, evimin her köşesini dikkatlice değerlendirdim. Hangi odalarda daha fazla zaman geçiriyorum, hangi alanlarda gereksiz eşyalar birikmiş, hangi bölgelerde daha fazla düzen ve organizasyon gerekiyor gibi soruları sordum kendime ve notlar aldım. Odaları Kategorize Etme: Her odanın kullanım amacını ve ihtiyaçlarımı gözden geçirdim. Misafir odası, çalışma odası, salon gibi odaları belirledim ve her odanın kendine özgü ihtiyaçlarını not aldım. Eşyaları Sınıflandırma: Evin her köşesindeki eşyaları detaylı bir şekilde sınıflandırdım. Kullanılan, nadiren kullanılan, atılacak veya bağışlanacak eşyalar olarak gruplandırdım. Adım 2: Temizlik ve Ayıklama Gereksiz Eşyaları Ayıklama: Her odada fazla olan veya artık kullanılmayan eşyaları belirledim. Özellikle depolama alanlarındaki fazlalıkları azaltarak daha ferah bir ortam oluşturmayı hedefledim. Minimalist Bir Bakış Açısıyla Yeniden Değerlendirme: Eşyaları bir kenara bırakıp, gerçekten hangi eşyanın benim için değerli olduğunu düşündüm. Minimalizm felsefesine uygun olarak, sadece sevdiğim ve günlük hayatımda kullanabileceğim eşyaları saklamaya karar verdim. Tabi ki evli biriyseniz eşinizin de bu anlamda size destek vermesi çok önemli. Sanırım önce yaşadığınız kişileri de ikna etmeniz gerekiyor. Gardırop Devrimi’nde özne bendim. Eşimin benim kadar eşyası yoktu dolayısıyla devrim benim tarafımda olmuştu. Gardırop devriminin etkileri olumlu yönde aileme de yansıyınca eşim de bu yaşam tarzına karşı ilgi duymaya başladı. Eşimin bir gün bir köye göçüp tiny house’da yaşama gibi bir hayali var. Birazcık da bu hayalini körükleyerek onu da bu felsefeye ortak etmem zor olmadı. Hatta direksiyonu bana bıraktı, kendisi akışa uydu. Bu anlamda çok şanslıyım. Adım 3: Mobilya ve Dekorasyon Seçimi Fonksiyonel ve Az Mobilya Kullanımı: Mobilya seçiminde, işlevselliği ön planda tuttum. Odaları gereksiz eşyalarla doldurmak yerine, sadece ihtiyaç duyduğum temel mobilyaları seçmeye çalıştım. Dekorasyon Stili Belirleme: Evimin dekorasyonunda sade ve doğal malzemeleri tercih ettim. Doğal ahşap tonları, sade renkler ve minimalist tarzda aksesuarlar kullanarak ferah bir atmosfer oluşturmaya çalıştım. Bu nokta benim en çok zorlandığım alandı çünkü bu durumlarda oldukça kararsız olabiliyorum. Karar veremediğim noktalarda eşimin karar vermesini isteyerek bu aşamayı geçmeye çalıştım. Adım 4: Düzenli Depolama Çözümleri Akıllı Depolama Çözümleri: Depolama alanlarını maksimum verimlilikle kullanmak için akıllı depolama çözümleri kullandım. Çekmecelerde bölücüler, dolaplarda kutular ve sepetler gibi pratik düzenleyiciler kullandım. Bu eşyalarla ilgili ayrı bir makale hazırlamayı düşünüyorum çünkü bu sıradanmış gibi görünen eşyalar birer hayat kurtarıcı rolü üstleniyor. Görsel Düzenleme: Dolapları ve rafları düzenlemek için görsel olarak düzenli bir sistem oluşturdum. Her şeyin yerinde ve kolayca erişilebilir olmasına özen gösterdim. Minimalist Evimin Getirdiği Faydalar Bu 4 önemli adım, gardırop devriminden biraz daha uzun ve uğraş verici oldu. Fakat minimalist evimin etkileri de en az gardırop kadar hissedildi. Evin ne kadar ferah olduğunun farkına vardık. Evde zaman geçirmek hoşumuza gitmeye başladı. Ev, bir insanın en çok vakit geçirdiği alanlardan bir tanesi, burada yapılan sadeleşme hareketi size huzur ve mutluluk olarak döndüğünü hissettik. Eskiden eve girdiğimizde ilk yaptığımız şey karnımızı doyurmak ve sonrasında uyumama mücadelesi vermekti. Bu durum değişmeye başladı. Eve girdiğimizde yatış saatimiz aynı olsa da eskisi kadar yorgunluk ve uykusuzlukla mücadele etmemeye başladık. Evdeki sadeleşme sonrası birçok boş alan kaldı. Bu boş alanlar adeta bizim aktivite alanlarımıza dönüştü. Örneğin, çalışma odasındaki yarattığımız bir boşluk benim spor yapma alanım oldu. Küçük bir ardiye alanımız vardı yıllarca kullanmadığımız tüm eşyaları attığımız bir alana dönüşmüş. Kullanmadığımız eşyaları çıkardığımızda o küçük ardiye odasının o kadar da küçük olmadığını gördük. Oraya kullanışlı bir raf sistemi yaptık yine ardiye deposu olarak kullanılıyor ama model maket yapımından hoşlanan eşim için bir hobi masası sığdırmayı başardık. Ev çok daha hızlı bir şekilde temizlenmeye başladı, temizlik için çok fazla vakit kaybetmemeye başladığımı fark ettim. Bu süreç, evimin fiziksel düzeninden öte, benim için bir yaşam tarzı haline gelen minimalist ve sürdürülebilir bir yaklaşımı benimsememde büyük bir rol oynadı. Daha azla daha fazla yaşamayı öğrendim ve bu benim için gerçek anlamda özgürlük demek. Siz de evinizde yapacağınız küçük değişikliklerle daha sade ve huzurlu bir yaşam alanı oluşturabilirsiniz. Minimalizm sadece eşyaları azaltmak değil, aynı zamanda içsel huzur ve sadelik bulmaktır. Sevgiler, Zeynep Derin Köseoğlu İletişim İçin: zeynepkoseoglu@ekolojikevim.com.tr

bottom of page