Bursa’nın Kızıl Geyikleri: Ekolojik Bir Mirasın İhale Masasındaki Tasfiyesi
- EE Admin

- 2 saat önce
- 2 dakikada okunur
Bursa’nın kadim ormanlarında, yüzyıllardır sessiz bir asaletle süzülen kızıl geyikler, bu toprakların sadece biyolojik bir parçası değil, yaşayan ruhudur. Ancak son günlerde bu derin huzur, bizzat korumakla yükümlü kurumlar tarafından açılan bir "av ihalesi" haberiyle bozuldu. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bir yaşamın sonlandırılması için belirlediği bedel, doğanın dengesine dair vicdanları yaralayan bir gerçeği fısıldıyor. Sahi, ekosistemin paha biçilemez bir halkası olan bir canın, bir "kota" üzerinden maddi karşılığı olabilir mi? Bu soru, bugün Bursa ormanlarında yankılanan en ağır sessizliktir.

Paradoksun Zirvesi: "Korumak İçin Çoğalt, Vurmak İçin Sat"
Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, yaban hayatı yönetimindeki bu derin mantıksal uçuruma dikkat çekiyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün temel varoluş amacı; türleri korumak, popülasyonu sağlıklı şekilde çoğaltmak ve onları doğal habitatlarına yeniden yerleştirmektir. Ancak üretim istasyonlarında büyük emek ve kamu kaynağıyla yetiştirilen geyiklerin, ardından "av turizmi" adı altında ihaleye açılması, devletin asli koruma misyonuyla taban tabana zıt bir tablo çiziyor. Baysal, bu yönetsel paradoksu şu sözlerle eleştiriyor:
"Bu kapsamda, üretim istasyonlarında çoğaltılan bireylerin ava açılması, koruma ve sürdürülebilirlik ilkeleri açısından çelişkili bir uygulama olarak değerlendirilmektedir."
Bilimsel Kör Nokta: Raporu Olmayan Karar
Yaban hayatı yönetimi, uluslararası standartlarda "önce veri, sonra karar" ilkesine dayanır. Ancak Bursa’daki tablo, bilimsel bir temelde değil, ekolojik bir kör noktada ilerliyor. Melike Baysal’ın en çarpıcı tespiti, Bursa genelindeki geyik popülasyonuna dair son 5 yıldır kamuoyuna açıklanmış, şeffaf ve bilimsel bir envanter raporunun bulunmamasıdır.
Bakanlığa yapılan çağrı nettir: Son beş yıla ait envanter çalışmaları, veri toplama yöntemleri ve sürdürülebilirlik eşikleri derhal açıklanmalıdır. Popülasyonun mevcut durumu bilimsel verilerle ispatlanmadan belirlenen her av kotası, ekosistem için telafisi imkansız bir risk barındırır. Bilimin sustuğu yerde alınan kararlar, doğayı korumayı değil, onu istatistiksel bir tüketim nesnesine dönüştürmeyi amaçlar.
255 Bin TL: Bir Yaşamın Maddi Karşılığı
İnegöl Devlet Avlağı’ndaki bir kızıl geyik için biçilen değer tam olarak 255.000 TL. Bu rakam, doğaseverler için bir ihale bedeli değil, meşrulaştırılmış bir katliamın ilanıdır. DOĞADER (Doğa ve Hayvanları Koruma Derneği), bu ticari yaklaşıma karşı sivil bir başkaldırı sergileyerek trajikomik bir "karşı atak" başlattı. "Eğer bu karar geri çekilmezse, ihaleye biz gireceğiz" diyen doğaseverler, öldürmek için değil, yaşatmak için o bedeli ödemeye hazır olduklarını haykırıyorlar. İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü önünde yükselen ses, doğanın bir meta olmadığını, korunması gereken bir yaşam hakkı olduğunu hatırlatıyor.

Tarihsel ve Kültürel Hafıza: Geyikli Baba’nın Torunları Nerede?
Bursa için kızıl geyik, ekolojik bir değer olmanın ötesinde kültürel bir hafızadır. Bursa’nın fethine geyikleriyle katılan, onlarla yoldaşlık eden Anadolu Ereni Hasan Baba, yani nam-ı diğer "Geyikli Baba", bu toprakların doğayla kurduğu kadim dostluğun sembolüdür. DOĞADER’in "Geyikli Baba’nın torunları burada, yetkililer nerede?" sorusu, kültürel mirasın nasıl birer birer yok edildiğinin ironik bir özetidir.
"Eğer bugün Geyikli Baba yaşıyor olsaydı... o kararı alanların yanında değil, burada bizlerin yanında olurdu."
Gelecek Nesillere Ne Kalacak?
Bursa’nın yaban hayatı bugün iki yönlü bir kuşatma altındadır. Bir yanda tüfeklerin gölgesindeki av ihaleleri, diğer yanda Gedikpınar ve Bozcaarmut köyleri arasında binlerce ağacı katledecek olan altın madeni projeleri ve bölgeyi bir çöp merkezine çeviren yanlış sanayileşme hamleleri. Kurşunlu’nun şifalı suları ve ormanları, "turizm" adı altında sunulan bir avcılıkla değil; ancak bütüncül bir doğa koruma bilinciyle kurtarılabilir.
Gelecek nesillere, sadece eski efsanelerde kalan geyikleri mi miras bırakacağız, yoksa onlara özgürce dolaşabildikleri ormanlar mı vaat edeceğiz?
Doğa, kısa vadeli ekonomik getiriler için tüketilecek bir kaynak mıdır, yoksa her ne pahasına olursa olsun savunulması gereken kutsal bir miras mı?




Yorumlar