top of page

Trump Grönland'ı Neden İstiyor?

Trump Grönland'ı Neden İstiyor?

Son günlerde Donald Trump'ın Grönland'ı satın alma arzusu dünya gündemine oturdu. Ancak bu durum, anlık bir hevesten çok daha fazlasını, eriyen buzulların açığa çıkardığı yeni bir jeopolitik cephenin ilk perdesini temsil ediyor. Bu basit bir emlak anlaşması değil; küresel güçlerin, Arktik kaynaklarının ve bağımsızlık hayallerinin kesişim noktasında duran derin ve karmaşık bir dramdır. Bu yazıda, hikayeyi tamamen yeniden şekillendiren birkaç şaşırtıcı ve ilk bakışta çelişkili görünen gerçeği ortaya çıkaracağız.


ABD, Grönland'ı Yüzyıldan Fazladır Satın Almaya Çalışıyor


Donald Trump'ın teklifi, ne kadar sıra dışı görünse de aslında yeni bir fikir değil. ABD'nin Grönland'a olan ilgisi, bir asırdan fazla süren stratejik bir hırsın devamı niteliğindedir. Tarih boyunca Washington, bu devasa Arktik adasını topraklarına katmak için en az üç kez ciddi girişimde bulunmuştur:


  • 1867: Alaska'yı Rusya'dan yeni satın almış olan Dışişleri Bakanı William H. Seward, Grönland ve İzlanda'nın da ilhak edilmesi fikrini "ciddi bir şekilde değerlendirmeye değer" buldu. Bu amaçla adaların kaynakları üzerine olumlu bir rapor hazırlattı ancak Kongre'nin başka bir anlaşmayı onaylamaması nedeniyle resmi bir teklifte bulunamadı.


  • 1910: ABD, Filipinler'deki Mindanao adasını Grönland ile takas etme olasılığını gündeme getirdi. Bu karmaşık plan, Danimarka'nın Mindanao'yu Almanya'ya vererek karşılığında Kuzey Schleswig'i geri almasını içeriyordu.


  • 1946: İkinci Dünya Savaşı'nın ardından adanın stratejik önemini bir kez daha kavrayan ABD, Danimarka'ya 100 milyon dolar değerinde altın külçesi teklif etti. Dışişleri Bakanı James F. Byrnes tarafından sunulan bu teklif, Danimarkalı mevkidaşı tarafından kesin bir dille reddedildi.


Bu tarihsel desen, Grönland'ın ABD için uzun süredir devam eden stratejik önemini açıkça gösterirken, Trump'ın son hamlelerinin bu yüzyıllık diplomatik oyunun kurallarını nasıl kökten değiştirdiğini de gözler önüne seriyor.


Trump Grönland'ı Neden İstiyor?

Asıl Tehdit Çin'in Savaş Gemileri Değil, Ekonomik Tuzağı


Grönland'a yönelik Çin tehdidi, genellikle askeri bir çerçevede tartışılsa da, asıl risk savaş gemilerinden değil, Pekin'in "Kutup İpek Yolu" stratejisinin bir parçası olarak kurduğu ekonomik baskıdan gelmektedir. Asıl risk, Çin'in Grönland'ın kaynaklarını işleyip son ürüne dönüştürdüğü tedarik zincirinin son halkalarındaki ezici hakimiyetinden kaynaklanıyor. Pekin'in Grönland üzerindeki en güçlü kozu, adanın kırılgan ekonomisinin iki temel direği üzerindeki kontrolüdür:


  • Balıkçılık: Grönland, balık ihracatının yaklaşık yarısını (2023'te %54,4) Çin'e yapmaktadır. Ancak bu miktar, Çin'in toplam balık ithalatının sadece %2,5'ini oluşturmaktadır. Bu asimetrik bağımlılık, Pekin'e Grönland üzerinde muazzam bir siyasi ve ekonomik baskı kurma gücü vermektedir.


  • Madencilik: Ada, nadir toprak elementleri açısından zengin olsa bile, Batılı şirketler bu madenleri çıkarsa dahi bir paradoksla karşı karşıya kalacaktır. Dünya ham kritik minerallerinin işlenmesinin %90'ını kontrol eden Çin, bu ham maddelerin nihai olarak yine kendi tesislerine gelmesini neredeyse garanti altına almıştır.


Bu durum, Grönland'ı acı bir paradoksla yüz yüze bırakıyor: Danimarka'dan ekonomik bağımsızlığa giden tek makul yol (kaynak zenginliğini kullanmak), onu Kopenhag'a olan sömürge dönemi bağımlılığından çok daha kısıtlayıcı ve güçlü bir jeoekonomik bağımlılığın, Pekin'in kucağına itme riski taşıyor. Grönland'ın ticaret ve maden kaynakları bakanının da vurguladığı gibi, bu durum ciddi bir çıkmazdır:


"Batılı ortaklıklar tercih edilse de, yatırım akışı olmazsa Grönland, Çin de dahil olmak üzere diğer ortaklara yönelmek zorunda kalacak."


Bağımsızlık İkilemi: Grönland'ın Geleceği, Kendi İçindeki Çatışmalarla Kilitlenmiş Durumda


Grönland'ın bağımsızlık yolundaki en büyük engellerden biri, dış güçlerden ziyade kendi içindeki derin toplumsal ve siyasi bölünmelerdir. Bu çatışmanın merkezinde, adanın geleceği için hem bir kurtuluş anahtarı hem de bir felaket senaryosu olarak görülen madencilik faaliyetleri yer almaktadır.


Bu ikilemin en somut örneği, dünyanın en büyük nadir toprak elementi yataklarından biri olan Kvanefjeld madenidir. Bu proje, Grönland'a Danimarka'dan gelen sübvansiyonlardan kurtulma imkanı sunabilecek milyarlarca dolarlık bir potansiyele sahipken, 2021'de "madencilik seçimi" olarak bilinen seçimlerin ardından çıkarılan bir yasa ile fiilen engellenmiştir.


Muhalefetin temelinde, maden yatağının yüksek oranda uranyum içermesi (milyonda yaklaşık 300 parça) ve çevreye vereceği zararlara dair endişeler yatmaktadır. Çiftçiler, balıkçılar ve yerli halktan oluşan geniş bir koalisyon tarafından desteklenen "Uranyum? Hayır" adlı taban hareketi, projenin durdurulmasında kilit rol oynamıştır. Sonuç olarak, Grönland'ı ekonomik olarak özgürleştirebilecek kaynaklar, aynı zamanda ülkeyi siyasi ve sosyal olarak kilitleyen bir çatışmanın merkezinde yer almaktadır. Bu "bağımsızlık ikilemi," adanın geleceğe yönelik ilerlemesini durma noktasına getirmiştir.


Trump Grönland'ı Neden İstiyor?

Trump'ın Yeni Oyunu: Adayı Değil, Halkı "Satın Almak"


ABD'nin Grönland'a yönelik yüzyıllık ilgisi, tarihsel olarak diplomatik kanallar ve resmi teklifler üzerinden ilerlemişti. Ancak Trump yönetimi, bu geleneksel yaklaşımı terk ederek, doğrudan halkı ve askeri seçenekleri hedef alan çok daha agresif ve tartışmalı bir stratejiye yöneldi. Bu yeni taktikler, adayı kontrol etme niyetinin ne kadar ciddi ve alışılmadık yöntemlere açık olduğunu göstermektedir.

En çarpıcı iki örnek, Beyaz Saray'ın geleneksel devletler arası ilişkileri tamamen terk etme potansiyelini ortaya koymaktadır:


  • Doğrudan Nakit Teklifleri: Beyaz Saray danışmanları arasında, Grönland'ın 57.000 sakinine Danimarka'dan ayrılıp ABD'ye katılmaları için doğrudan nakit ödeme yapma planının tartışıldığı iddia ediliyor. Bu plana göre, kişi başına 10.000 ila 100.000 dolar arasında değişen ödemeler yapılması gündemdedir.


  • Askeri İşgal Planları: Daha da endişe verici bir iddiaya göre Trump, Ortak Özel Operasyonlar Komutanlığı'na (JSOC) adanın askeri olarak işgal edilmesine yönelik bir plan hazırlaması emrini verdi. Bu emrin, "yasa dışı olacağı" gerekçesiyle üst düzey askeri yetkililer tarafından engellendiği öne sürülmektedir.


Ancak Washington'dan gelen bu agresif hamleler, Danimarka'nın vesayetinden bıkmış ve bağımsızlık arayan bazı Grönlandlı siyasi gruplar için endişeden çok bir fırsat olarak görülüyor.


Naleraq partisinin lideri Pele Broberg'in sözleri, bu yeni dinamikleri ve Danimarka'ya yönelik hayal kırıklığını özetlemektedir:


"[Grönland hükümetini], Danimarka olmaksızın ABD hükümetiyle diyalog kurmaya teşvik ediyoruz. Çünkü, Danimarka, arabuluculuğuyla ABD’yi bize karşı da kışkırtıyor."


Grönland'ın hikayesi, basit bir emlak anlaşmazlığından çok daha fazlasıdır. Bu, bir yol ayrımında duran, küresel süper güçler arasında sıkışmış, kendi iç bölünmeleriyle boğuşan ve bağımsızlık özlemi çeken bir ulusun destanıdır. Grönland, bir yanda ABD'nin zorlayıcı "kurtarma" teklifi, diğer yanda Çin'in sessiz ekonomik ilhakı ve kendi içinde yaşadığı derin kimlik çatışmaları arasında bir yol bulabilecek mi? Yoksa 21. yüzyılın Arktik satrancında, kendi iradesi dışında feda edilecek ilk piyon mu olacak?



Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page