top of page

Güneş İstiyoruz Ama Kanunu Bilmiyoruz: Türkiye’nin İklim Algısına Dair 5 Şaşırtıcı Gerçek

Türkiye’de son yıllarda aniden bastıran kavurucu sıcak dalgaları, alışılagelmişin dışındaki fırtınalar ve düzensiz yağışlar, iklim krizini artık teorik bir gelecek senaryosu olmaktan çıkarıp mutfak masamızın bir parçası haline getirdi. Vatandaşlar bu değişimi sadece pencerelerinden izlemekle kalmıyor; konuya dair görüşlerini, endişelerini ve beklentilerini de kristalize ediyor.


İklim Haber ve KONDA Araştırma’nın 2026 yılı için yayımladığı sekizinci "Türkiye'de İklim Değişikliği Algısı" raporu, toplumun bu konudaki "sessiz ama güçlü" dönüşümünü ve politika yapıcılarla arasındaki derin uçurumu çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.


turkiyede iklim degisikligi algisi 2026 raporu

1. İklim İnkarcılığı mı? Türkiye’de 10 Kişiden 9’u “Var” Diyor!


Türkiye toplumunda iklim değişikliğinin varlığına dair şüpheler marjinal bir seviyeye gerilemiş durumda. Araştırmaya göre halkın %90’ı iklim değişikliğinin var olduğunu kabul ediyor. Bu güçlü mutabakat; özellikle gençler, öğrenciler, üniversite mezunları ve modern yaşam tarzını benimseyen gruplar arasında bir aksiyom niteliğinde. %9 civarında seyreden iklim değişikliği karşıtı görüş ise küresel ortalamalarla kıyaslandığında oldukça düşük ve "olumlu" bir tablo çiziyor.

Peki, bu kadar küçük bir azınlığın görüşleri neden kamuoyunda hala yankı bulabiliyor? İklim Haber Yayın Yönetmeni Dr. Barış Doğru, bu orantısız temsiliyeti şöyle analiz ediyor:


“%9 civarındaki iklim inkarcılığı oranının, dünyanın birçok ülkesine göre son derece olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Tabii her zamanki gibi sesleri, gerçek güçlerinden çok daha fazla çıkıyor.”

2. Hayalet Mevzuat: İklim Kanunu’ndan Habersiz Çoğunluk


2025 yılında TBMM’den geçerek yasalaşan İklim Kanunu, ülkenin bu alandaki ilk kapsamlı hukuki çerçevesini oluşturmasına rağmen toplum nezdinde bir "hayalet mevzuat" olmaktan öteye geçemedi. Katılımcıların %54’ü bu kanun hakkında ya hiç bilgi sahibi olmadığını ya da bilgisinin yetersiz olduğunu ifade ediyor.


Buradaki asıl paradoks ise farkındalık ile güven arasındaki kopuklukta gizli. Toplum, bir kanun yapılmasını ilkesel olarak desteklese de mevcut içeriği "yetersiz" buluyor. Bu durum, İklim Kanunu’nun halkın katılımı olmadan, yukarıdan aşağıya bir yöntemle kurgulanmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Toplum, içinde yer almadığı bir düzenlemeyi hem tanımıyor hem de çözüm kapasitesine şüpheyle yaklaşıyor.


3. Enerji Tercihinde Kesin Karar: Güneş ve Rüzgar vs. Nükleer ve Kömür


Toplumun enerji vizyonu, ideolojik sınırları aşan bir netliğe sahip: Vatandaş temiz ve yerli enerji istiyor. Güneş ve rüzgar enerjisi, tüm demografik gruplarda devasa bir destekle açık ara en çok tercih edilen kaynaklar olurken; nükleer ve kömür santralleri listenin en sonunda, en yüksek muhalefetle karşılaşıyor.

Ancak bu noktada "yerli üretim" söylemi üzerinden yükselen bir doğal gaz yanılsaması dikkat çekiyor.


turkiyede iklim degisikligi algisi 2026 raporu

Ember Türkiye ve Kafkaslar Bölge Lideri Ufuk Alparslan, bu veriyi teknik bir perspektifle şöyle yorumluyor:


Yerli gaz üretimi 2024 yılında tüketimin %4’ünü karşılarken, 2025 yılının ilk 11 ayında bu oran üretim artsa da tüketimin daha fazla artması nedeniyle sadece %5 seviyesinde kaldı. Bu küçük artışa dayanarak inşa edilecek yeni doğal gaz santralleri, iddia edilenin aksine enerji ithalatımızı ve dışa bağımlılığımızı daha da artıracaktır.

4. Kapımızdaki Tehlike: Aşırı Hava Olayları ve Yangın Endişesi


İklim krizinin en somut çıktıları olan sel, fırtına ve kuraklık gibi olaylar halkın gündeminde birinci sıraya yerleşmiş durumda. Toplumun %88’i bu tür düzensiz hava olaylarının son yıllarda arttığını düşünüyor. Bu farkındalık düzeyi, 2018 yılındaki %76’lık seviyesinden bugüne istikrarlı ve keskin bir yükseliş trendi sergiliyor.


turkiyede iklim degisikligi algisi 2026 raporu


Ancak iklim endişesi, doğrusal değil dalgalı bir seyir izliyor. Veriler, toplumdaki kaygı düzeyinin 2022 yılında zirve yaptığını gösteriyor. 2022’deki o büyük kriz döneminden sonra hafif bir gevşeme yaşansa da 2026 itibarıyla her 100 kişiden 64’ü hala ciddi şekilde endişeli. Bu endişenin en karamsarlaştığı alan ise afet yönetimi: Halkın %63’ü, olası bir orman yangını felaketine karşı ülkenin hazırlıksız olduğuna inanıyor.


5. 2026 Türkiye İçin Neden Bir Dönüm Noktası?


Türkiye’nin bu yıl ev sahipliği yapacağı COP31 (BM İklim Değişikliği Konferansı), iklim politikalarının daha önce hiç olmadığı kadar yüksek sesle tartışılacağı bir "hasat dönemi" olacak. Ancak bu küresel ilgi, beraberinde yeni riskleri de getiriyor. İPM İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, dezenformasyonun yeni hedeflerine dikkat çekiyor: Özellikle kentli, orta yaşlı ve dindar muhafazakar kesimler, artan dezenformasyon kampanyalarının öncelikli hedefi durumunda. COP31 gündemi ülkeyi meşgul ederken, bu gruplar üzerinden iklim inkarcılığının manipülatif bir şekilde körüklenme riski bulunuyor.


Türkiye’de iklim değişikliğinin varlığına dair ulaşılan bu %90’lık devasa toplumsal mutabakat, 2026 yılında somut ve halkın katılımını esas alan politikalara dönüşebilecek mi? Yoksa toplumun talep ettiği "güneş" ile varlığından bile haberdar olmadığı "kanunlar" arasındaki makas açılmaya devam mı edecek?

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page