Akbelen’in Direnen Yüzü: Esra Işık ve Kelepçeli Adalet Sınavı
- EE Admin

- 2 May
- 3 dakikada okunur
Akbelen ormanlarının ve İkizköy’ün kadim topraklarının savunulmasında en ön safta yer alan 25 yaşındaki Esra Işık, bugün sadece bir köylü kızı değil, doğanın vicdanı haline gelmiş bir semboldür. Kısa süre önce doğa koruma mücadelesindeki kararlılığı nedeniyle Av. Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Ödülü’ne layık görülen Işık’ın, 27 Nisan 2026 tarihinde Milas Adliyesi’ndeki ilk duruşmasına elleri kelepçeli getirilmesi, kamuoyunda "ölçüsüz bir tedbir" ve derin bir "vicdan yarası" olarak yankı buldu. Yaklaşık bir aydır tutuklu bulunan bir çevre ödülü sahibinin kelepçelenmesi, adaletin kime ve neye hizmet ettiğine dair en çarpıcı görüntülerden biri olarak tarihe geçti.

Direnişin Arka Planı: Toprak, Zeytin ve Sermaye Kıskacı
İkizköy’deki mücadelenin hedefinde, maden sahalarını genişletmek isteyen sermaye devleri Limak ve İçtaş ortaklığındaki YK Enerji bulunmaktadır. Bölgedeki ekokırım süreci, hukuki kılıflarla meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır:
10 Ocak 2026 tarihli acele kamulaştırma kararı, bölge halkının mülkiyet hakkını ve yaşam alanlarını doğrudan tehdit altına almıştır.
Bu karar; Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar olmak üzere 6 mahallenin geleceğini karartmaktadır.
Kamulaştırma kapsamına alınan 679 parsel tarım arazisi ve zeytinlik, köylü için sadece birer toprak parçası değil, bir yaşam biçimidir.
Avukat Arif Ali Cangı, bu "acele" sürecin mülkiyet hakkını baypas eden neoliberal bir operasyon olduğunu vurgularken, köylülerin itirazını şu sözlerle özetlemektedir:
"Biz sayıdan ibaret değiliz, bizim burada hayatlarımız var. Kaç zeytin, kaç ev var diye yazıyorlar ama mülkiyet hakkımıza dokunuyorlar."

30 Mart Gecesi: Bir İmdat Çığlığı ve "Baskı" Gerekçeli Tutuklama
Esra Işık’ın tutuklanmasına giden süreç, derin bir yasın ve belirsizliğin ortasında başladı. Akbelen’in "ağaçlara sarılan ninesi" Zehra Nene, olaydan sadece iki gün önce, Pazar günü hayatını kaybetmişti. Esra, ormanların ninesini toprağa verdiği günün akşamında, evinin önünde hiçbir yazı veya ibare bulunmayan, sivil bir beyaz araçla karşılaştı.
Davanın avukatlarına haber verilmeden, usulsüzce yapılan bu keşif sırasında yaşanan gerginlik, Esra’nın savunmasında "bir imdat çığlığı" olarak tanımlandı:
“Araç keşif heyeti olduğunu bilmiyordum, şirket için gelen yetkililer olduğunu düşündüm. Tepkim, topraklarımıza yapılan saldırıya karşıydı. Kimseye hakaret etmek veya görevini engellemek gibi bir amacım olamazdı.”
Buna rağmen, mahkeme heyeti Işık’ı 31 Mart 2026’da tutukladı. Tutuklama gerekçesi ise hukuk tarihine geçecek cinstendi: "Şüphelinin bölgedeki diğer keşifler sırasında bilirkişilere baskı yapabileceği." Keşiflerin bitmesine rağmen devam ettirilen bu tutukluluk, direnişi kırmaya yönelik siyasi bir hamle olarak nitelendirildi.

Duruşma Günü: "Müşteki" Hakim ve Sekiz Sandalye
27 Nisan 2026 tarihindeki duruşma, yargılamanın şeffaflığı ve tarafsızlığı açısından tam bir sınavdı. Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki salonun yalnızca 8 kişilik bir kapasiteye sahip olması, CHP Milletvekili Mahmut Tanal tarafından "aleniyet ilkesinin zedelenmesi" olarak eleştirildi. Mahkeme, daha geniş bir salon talebini ise reddetti.
Daha da vahim olanı, davada yargılamayı yürüten hâkim ve bazı adliye personelinin aynı zamanda "müşteki" (şikâyetçi) sıfatıyla yer almasıydı. Bu durum, yargılamanın tarafsızlığına gölge düşürürken, Esra’nın kelepçeli savunması İzmir, Antalya, İstanbul ve Aydın Baroları ile Türkiye Barolar Birliği (TBB) temsilcileri tarafından yakından takip edildi. Şirketlerin PR çalışmalarının aksine, zeytinlerin taşınmasının değil, aslında bir kıyımın yapıldığı tüm çıplaklığıyla ifşa edildi.
Akbelen’in Kadınları: Nejla Işık’ın Kızı ve Zehra Nene’nin Mirası
Esra Işık, bu mücadelenin içine doğmuş bir çocuktur. Çocukluğu, kendi boyundan büyük hortumlarla zeytin sulayarak, ailesiyle birlikte evinin tuğlasını taşıyarak geçmiştir. Annesi, İkizköy Muhtarı Nejla Işık ile arasındaki bağ, "anasının kızı" deyiminin vücut bulmuş halidir. Nejla Işık, kızı için şu kararlı mesajı vermiştir:
“Kızım benim onurumdur. Biz bitti demeden bu dava bitmeyecek. Bizi bitiremeyeceksiniz, bu köyleri yok edemeyeceksiniz. Milas ve Muğla, şirketlerin çiftliği değildir.”
Esra’nın cezaevindeki dik duruşu, pazar günü çam ağaçlarının gölgesinde toprağa verdiği Zehra Nene’den devraldığı bayrağın bir sonucudur. O ikonik fotoğrafta ağaçlara sarılan o iki el, şimdi biri toprakta diğeri kelepçede olsa da aynı yaşamı savunmaya devam etmektedir.

Adalet Nöbeti: Belirsizlik ve 1 Haziran Randevusu
Duruşma sonunda mahkeme, "kaçma şüphesi" gibi kalıplaşmış bir gerekçeyle Esra Işık’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi ve bir sonraki duruşmayı 1 Haziran 2026 tarihine erteledi. Mahkeme koridorlarında bu kararlar yankılanırken, Akbelen’de köylülerin ve doğa savunucularının başlattığı "Adalet Nöbeti" de eş zamanlı olarak canlandı. Karar sonrası Nejla Işık, Ankara’da Anayasa Mahkemesi önünde planlanan eylemi iptal ettiklerini ancak direnişin merkezinin artık Akbelen olduğunu duyurdu.
Haklılık ve Gelecek Umudu
Esra Işık’ın Şakran Cezaevi’nden gönderdiği mesaj, bu davanın sadece bir "görevi yaptırmamak" meselesi değil, bir varoluş savaşı olduğunu kanıtlıyor:
“Köyümü, zeytinimi ve geleceğimimi savunmaya devam edeceğim. Alnım açık, başım dik. Onlarca Esra’yı içeri alabilirler ama bu direnişi sürdüreceğiz.”
Akbelen mücadelesi, şirket kârlarının insan hayatından ve doğadan üstün tutulup tutulmayacağının evrensel bir sınavıdır. Esra’nın kelepçelenen elleri, aslında hapsedilmek istenen bir halkın iradesidir. Ancak bilinmelidir ki, kökleri toprağın derinliklerine uzanan zeytin ağaçları gibi, bu direniş de kelepçelere sığmayacak kadar büyüktür.
1Haziran günü görülecek duruşma, sadece Esra’nın özgürlüğü için değil, Türkiye’nin havası, suyu ve toprağı için bir adalet arayışı olacaktır._




Yorumlar