Ege'nin İncisi Susuz mu Kalıyor? İzmir'in Su Krizinin Perde Arkası
- EE Admin
- 5 dakika önce
- 2 dakikada okunur

2025 yazı, İzmir için bir dönüm noktası oldu. "Yazın ortasında suyumuz neden kesilir?" feryadı, şehrin dört bir yanından yükselirken, yıllardır süregelen uyarılar acı bir gerçeğe dönüştü. İklim krizi, plansız sanayileşme ve yeşil alanların yok edilmesi, gezegenin dengesini bozarken; su, artık "erişilebilir bir kaynak" olmaktan çıkıp bir "stres" unsuru haline geldi. Peki, Ege'nin incisi İzmir'i bu noktaya getiren neydi ve çözüm sadece şikâyet etmek mi?
Su Krizinin Anatomisi: Küresel Isınma ve Değişen Yağışlar
Her şey küresel bir problemle başlıyor: Küresel ısınma, su döngüsünü bozarak yağış rejimlerini altüst etti. Bazı bölgeler sellerle boğuşurken, İzmir gibi yerler uzun süreli kuraklıklarla yüzleşiyor. Ancak İzmir'in hikayesini daha karmaşık hale getiren, bu küresel krize eklenen yerel hatalar zinciri.
Bir Şehir, Bin Uyarı: İzmir'in Kentsel ve Ekolojik Çığlığı
İzmir'i besleyen Küçük Menderes ve Gediz havzaları, Türkiye'nin en yoğun tarım ve sanayi bölgeleri arasında. İstanbul gibi megakentlerin su havzaları ormanlarla korunurken, İzmir'in su kaynakları sanayi ve tarımla iç içe geçmiş durumda. Küçük Menderes havzasında açılan binlerce kaçak kuyu, kentin temiz su rezervlerini tarımsal sulama için kontrolsüzce tüketiyor.
Prof. Dr. Doğan Yaşar'ın sıkça vurguladığı gibi, bu duruma bir de yanlış su yönetimi ekleniyor. İzmir, barajları doluyken bile yeraltı sularına aşırı yüklendi. Bu bir "gecikmeli felaket" yarattı. Çünkü barajdaki su bittiğinde hemen fark edilir, ama yeraltı suyu (akifer) bittiğinde bunu ancak musluktan çamur aktığında veya kuyu kuruduğunda anlarız. Kendini yenilemesi 20-30 yıl süren yeraltı suyunu, biz sadece birkaç yılda tükettik.

Beton Ormanlar ve Kaçan Yağmurlar
İzmir'in doğal su döngüsündeki bir diğer kırılma ise derelerin beton kanallara hapsedilmesi. Kendi yatağında akamayan su, yoğun yağışlarda binaların zemin katlarına doluyor. İklim krizinin getirdiği "tropikal" karakterli, ani ve şiddetli yağışlar (boranlar), betonlaşmış şehirde toprağa sızacak yer bulamıyor. Karşıyaka ve Alsancak gibi beton yoğun bölgelerde, yağmur suyunun toprağa sızma oranı neredeyse sıfıra yakın.
Bu durum, bizi iklim krizinin en büyük paradoksuyla baş başa bırakıyor: Artık "yağmur" değil, "afet" yağıyor. Şiddetli yağışlar toprağı besleyemeden hızla yüzeyden akıp (runoff) denize karışarak "israf" oluyor. Barajlarımız, sadece yağmur kıtlığından değil, havzaya düşen suyun yönetilememesinden de kuruyor.
Mevsimsel Nüfus Şoku: "Yazlıkçı" Baskısı
İzmir'in su yönetimi, özellikle Çeşme, Urla, Seferihisar gibi tatil beldelerinde yaz aylarında yaşanan nüfus patlamasıyla tamamen imkânsızlaşıyor. Belirli bir nüfusa göre tasarlanmış altyapı, yazın artan talep karşısında çöküyor, su şebekesindeki basınç düşüyor ve yüksek kotlardaki mahalleler günlerce susuz kalıyor. Kuraklığın zirve yaptığı bu aylarda, turistik konutlardaki havuzların doldurulması ve su tüketen peyzajlar, zaten sınırlı olan suyu hızla tüketiyor.

Susuzluğa Karşı Ortak Cephe: Şimdi Hareket Zamanı
Şehrimizin kışa girerken dahi temiz suya erişim sorunu yaşaması, tüm ülkeye ibret olmalı. "Artık çok geç!" demeden, sorumluluğun bireyden yerel yönetime, oradan da merkezi hükümete uzanan kesintisiz bir zincir olduğunu kabul etmeliyiz.
Vatandaş Olarak Bizler: Musluğu kapatmanın ötesine geçmeliyiz. Çamaşır makinelerini tam kapasite çalıştırmak, tasarruflu musluk başlıkları kullanmak, yağmur suyunu biriktirip bahçe sulamak, su patlağını anında bildirmek ve yerel yönetimlerin su politikalarını takip edip hesap sormak, toplam su tüketiminde %20-30'luk bir fark yaratabilir.
Yerel ve Merkezi Yönetimler: Havza bazlı planlama, tarımsal sulamada modernizasyon ve yasal düzenlemeler gibi sistemsel adımlar atılmalı.
Musluğu her açtığımızda akanın sadece su değil, geleceğimiz olduğunu unutmamalıyız. Suyu anlamak için tükenmesini beklememek, bugünden yarına her damlaya sadakatle mümkün.
Yağmur Nizam
İDD ORG Gönüllüsü
