Faturayı Yine Biz Ödeyeceğiz: 2 Milyar Dolarlık Anlaşmanın Perde Arkası
- EE Admin

- 6 saat önce
- 3 dakikada okunur

Türkiye, kış aylarında kronikleşen enerji krizine yapısal çözümler üretmek yerine, fosil yakıtlardaki dışa bağımlılık modelini "yenilenebilir" etiketli yeni bir sömürge tipi ilişki biçimine tahvil ediyor. AKP iktidarının yeni enerji vizyonu; kömür, petrol ve doğal gazdan sonra güneş ve rüzgâr gibi yerli kaynaklarımızın yönetimini de yabancı sermayeye devretmeyi esas alıyor. Bu hamle, sadece bir kapasite artışı değil; Türkiye’nin enerjideki egemenlik haklarını "imtiyaz" adı altında yabancı aktörlere teslim eden, "yerli ve milli" söylemiyle taban tabana zıt bir bağımlılık eşiğidir.
Suudi Arabistan ile Yapılan Yenilenebilir Enerji Anlaşmasının Detayları
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Riyad ziyareti sırasında imzalanan anlaşma, Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelini Suudi Arabistan merkezli projelere açan devasa bir imtiyaz paketidir. Toplamda 5 bin megawatt (MW) kurulu güce ulaşması hedeflenen bu projeler, merkeziyetçi bir planlama ile iki fazda yürütülecektir:
Birinci Faz: Sivas ve Karaman illerinde konumlandırılacak, toplam 2 bin MW kapasiteli iki büyük Güneş Enerji Santrali (GES).
İkinci Faz: Tarafların üzerinde mutabık kalacağı koşullarda hayata geçirilecek 3 bin MW’lık ek yenilenebilir enerji (güneş ve rüzgâr) kapasitesi.
Devasa CAPEX ve Kamu Zararı
Enerji Uzmanı Önder Algedik’in analizlerine göre, projenin sermaye harcaması (CAPEX) piyasa rasyonalitesinden tamamen uzaktır. Bakanlık tarafından açıklanan 2 bin MW için 2 milyar dolarlık yatırım bedeli, küresel benchmark değerleriyle kıyaslandığında "çirkin" bir maliyet tablosu ortaya koymaktadır. Bu rakam, teknolojik maliyetlerin düştüğü bir dönemde kamu kaynaklarının nasıl bir fırsat maliyetiyle heba edildiğini göstermektedir.
Birim Maliyet Karşılaştırması (2000 MW Üzerinden)
Proje Kapsamı | Türkiye - Suudi Arabistan Anlaşması | Dünya Örneği (BAE - 2021) | Fark Analizi |
Öngörülen Yatırım Tutarı | ~2 Milyar Dolar | ~1 Milyar Dolar | %100 Daha Fazla |
Finansal Verimlilik | Düşük / Kamu Zararı Riski | Piyasa Standardı | Kaynak İsrafı |
"Alım Garantisi" ve Hazine Garantisi
Anlaşmanın en riskli ekonomik ayağı, Suudi Arabistan’a verilecek olan döviz bazlı satın alma garantisidir. Bu model, Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleriyle halkın sırtına yüklenen mali yükün enerji sektöründeki yeni izdüşümüdür.
Döviz Bazlı Ödeme Riski: Enerji bedelinin döviz üzerinden taahhüt edilmesi, Türk Lirası’ndaki değer kaybı ve enflasyonist baskı altında doğrudan vatandaşın faturasına yansıyacak bir yüktür.
Bağımlılık Zinciri: Önder Algedik, bu yapıyı Osmangazi Köprüsü ve Şehir Hastaneleri modellerine benzetmektedir. Üretim yapılsa da yapılmasa da halkın cebinden çıkacak olan "ödeme garantisi", yerli bir kaynak olan güneşten elde edilen gelirin doğrudan yurt dışına transferine (sermaye çıkışına) neden olacaktır.
Cari Açık Baskısı: Yerli kaynaktan yabancı aktör eliyle elektrik üretip dövizle satın almak, Türkiye'nin cari açığını kapatmak yerine yapısal olarak büyütecektir.

Jeopolitik Denklem: Rusya, ABD ve Şimdi de Suudi Arabistan
Türkiye'nin enerji portföyü, farklı küresel güçlere verilen devasa imtiyazlarla adeta bir bağımlılıklar manzumesine dönüşmüştür. Erdoğan iktidarı, bu anlaşmalarla bölgesel bir aktör olma meşruiyetini yabancı sermayeye enerji piyasasını açarak satın almaktadır:
Rusya Denklemi: Akkuyu Nükleer Santrali üzerinden Rusya'ya 15 yıl için taahhüt edilen yaklaşık 210 milyar dolarlık elektrik alım bedeli (35 milyar dolarlık finansman karşılığı).
ABD Etkisi: LNG tedarik anlaşmalarıyla perçinlenen yeni bağımlılık ilişkisi.
Suudi Arabistan Hamlesi: Fosil yakıtlarda Rusya'ya olan göbekten bağımlılık, şimdi güneş ve rüzgâr gibi en stratejik alanlarda Suudi Arabistan ile çeşitlendirilmekte ancak "bağımlılık" karakteri değişmemektedir.
Teknik ve Ekolojik Eleştiriler: İletim Kayıpları ve "Greenwashing"
Projenin teknik kurgusu, merkeziyetçi enerji paradigmasının tüm verimsizliklerini barındırmaktadır. Yerel üretim ve yerel tüketim yerine devasa tesislerin kurulması, enerjinin fiziksel doğasına aykırı bir israfı doğurmaktadır.
Sistematik İletim Kayıpları: Türkiye’deki şebeke altyapısında iletim ve dağıtım kayıpları %10 seviyesindedir. Sivas'ta üretilen elektriğin %10’u daha tüketiciye ulaşmadan şebekede buharlaşacaktır. Bu, teknolojik bir zorunluluk değil, yanlış planlamanın bedelidir.
Yeşil Aklama (Greenwashing): Dünyanın en büyük fosil yakıt ihracatçısı olan Suudi Arabistan, bu projeyle iklim krizindeki sorumluluğunu gizlemeye çalışmaktadır. Türkiye ise bu "aklama" operasyonuna hem pazarını hem de halkın bütçesini açarak aracı olmaktadır.

Kim Kazanıyor?
Bu proje bir "iklim dostu enerji yatırımı" değil, bir "servet transferi" projesidir. Piyasa değerinin iki katına mal olan, iletim kayıplarıyla enerjiyi yollarda tüketen ve döviz bazlı alım garantileriyle Hazine'yi ipotek altına alan bu tablonun tek gerçek kazananı Suudi Arabistan'dır.
Türkiye, nükleerde Rusya’ya, fosil yakıtta dış dünyaya olan mahkûmiyetini şimdi güneşinde ve rüzgârında Suudi sermayesine devrederek kolonyal bir ekonomik modelin içine hapsolmaktadır. Sonuç olarak bu girişim, Türkiye’nin enerji bağımlılığını yenilenebilir enerji maskesi altında pekiştiren bir stratejik hatadır.




Yorumlar