top of page

İklim Krizi Tahminlerin Onlarca Yıl Önünde mi?

İklim Krizi Tahminlerin Onlarca Yıl Önünde mi?

Eriyen buzullar, haritadan silinen kıyı bölgeleri ve Avrupa’da artık sıradanlaşan 40 derece üzerindeki sıcaklıklar... İklim uzmanları, uzun vadeli çevresel değişimlere dair o karanlık öngörülerin artık birer "gelecek projeksiyonu" olmadığını, bizzat bugünün gerçeği haline geldiğini vurguluyor. Geçtiğimiz yıl kayıtların tutulmaya başlandığı tarihten bu yana en sıcak üçüncü yıl olarak kayıtlara geçerken, 2025 yılı bu "olağanüstü" sıcaklık serisini devam ettirerek iklim krizinin bir sonraki aşamaya geçtiğini kanıtlıyor. 2050’ler için beklediğimiz senaryoların neden şu an kapımızı çaldığını anlamak, sadece bir bilimsel merak değil, bir hayatta kalma meselesi haline geldi.



Avrupa’nın Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) Direktör Yardımcısı Samantha Burgess, mevcut tablonun bilim dünyası için ne kadar alarm verici olduğunu şu sözlerle özetliyor:


“İklim değişikliği burada. Bilim insanlarının 2025 yılında veya bu on yıl içinde bizi etkileyeceğini düşünmediği türden olaylara tanıklık ediyoruz. Bugün gördüğümüz olay sınıfları, iklim modellerinde ancak 2050’ler, 2060’lar ve 2070’ler için öngörülüyordu.”

Bu durumun temelinde, sistemin "doğrusal olmayan bir değişim" (non-linear change) sürecine girmiş olması yatıyor. İklim modelleri genellikle kademeli artışları hesaplarken, doğa bugün beklenmedik eşikleri çok daha hızlı aşarak tepki veriyor. Burgess’in "istisnai" olarak tanımladığı bu iklim koşulları, bilimsel modellerin öngörü yeteneğini zorlayan bir hızla ilerliyor.


1.5 Derece Eşiği: On Yıl Daha Erken Gelen Kritik Sınır


Paris İklim Anlaşması’nın sembolik ve bilimsel kırmızı çizgisi olan 1.5°C’lik ısınma sınırı, artık her zamankinden daha yakın. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ve Avrupa Birliği verileri, bu kritik eşiğin başlangıçta tahmin edilen 2040’lı yıllar yerine 2030’dan önce aşılma riskinin son derece yüksek olduğuna işaret ediyor. Bu, iklim mücadelesi için planlanan stratejik sürenin on yıl kısalması demek. 2025’in küresel ölçekte "olağanüstü" sıcaklık rekorları kırması, sadece bir istatistik değil; aynı zamanda küresel politikanın uyum kapasitesini aşan bir baskı unsuru.


Isınan okyanuslar, sadece deniz seviyesini yükseltmekle kalmıyor; fırtınalara adeta "yakıt" pompalıyor. 2025 verilerine göre dünya okyanusları, modern kayıtlar başladığından beri en yüksek ısı miktarını emmiş durumda. Bu devasa enerji birikimi, Melissa Kasırgası gibi yıkıcı olaylarda kendini gösterdi. Kuzey Atlantik’te son 20 yılda ilk kez aynı sezon içinde üç adet Kategori 5 kasırgası görülürken, Melissa bu fırtınaların en dehşet vericilerinden biri oldu.

Jamaika’nın turistik kenti Montego Bay’i yerle bir eden bu fırtına, ısınan denizlerin tetiklediği "hızlı yoğunlaşma" (rapid intensification) süreciyle bir anda güçlendi. Bu hız, Karayipler gibi hassas bölgelere hazırlık yapacak neredeyse hiç vakit bırakmadı. Melissa örneği bize şunu gösteriyor: Isınan denizler artık sadece fırtına sayısını artırmıyor, onlara tahmin edilemez ve öldürücü bir ivme kazandırıyor.


İklim Krizi Tahminlerin Onlarca Yıl Önünde mi?

220 Milyar Dolarlık Kayıp Yeni Normal mi?


Küresel reasürans devi Swiss Re'nin verileri, iklim krizinin ekonomik maliyetine dair çarpıcı bir kontrast sunuyor. 2025 yılı, devasa bir deprem veya benzeri görülmemiş bir tsunami gibi "zirve felaket" yaşanmadığı için finansal çevrelerce nispeten "sessiz bir yıl" olarak nitelendiriliyor. Ancak rakamlar bu sessizliğin ne kadar aldatıcı olduğunu kanıtlıyor:


  • 2024 Kaybı: 327 milyar dolar (Muazzam bir yıkım yılı).

  • 2025 Kaybı: 220 milyar dolar.

  • 10 Yıllık Ortalama (2015-2024): 267 milyar dolar.


Büyük bir felaket yaşanmamasına rağmen 220 milyar dolarlık kaybın gerçekleşmesi ve bu rakamın 10 yıllık ortalamaya bu kadar yakın olması, afetlerin artık birer istisna değil, "sistemik bir maliyet" haline geldiğini gösteriyor. Olumlu bir not olarak, dayanıklılık çalışmalarının etkisiyle kayıpların %49’unun sigortalanmış olması, "korunma açığının" (protection gap) yavaş yavaş kapandığını gösterse de ekonomik risk hala devasa boyutlarda.


Görünmez Krizler: Manşetlerin Ötesindeki İnsani Trajedi


İklim krizinin faturası sadece sigorta poliçelerinde yazmıyor. EMDAT veri tabanına göre 2025 yılında iklim kaynaklı doğal afetlerden (deprem ve volkanik patlamalar hariç) tam 78 milyon kişi etkilendi; 11.930 kişi hayatını kaybetti ve 35.000'den fazla kişi yaralandı.


Kaliforniya'daki orman yangınları 440 can kaybı ve 40 milyar dolarlık rekor bir maliyete yol açarken, Pakistan'daki ani sel baskınlarında en az 1.037 kişi hayatını kaybetti. Grantham Enstitüsü'nün araştırmasına göre, Avrupa’daki sıcak dalgalarına bağlı ölümlerin %65’i (yaklaşık 1.500 ölüm) doğrudan fosil yakıt kaynaklı iklim değişikliğine bağlanıyor.


İklim Krizi Tahminlerin Onlarca Yıl Önünde mi?

Ancak en büyük trajedi manşetlere çıkmayan yerlerde yaşanıyor. Kenya ve Somali, son on yılların en kötü kuraklığıyla boğuşuyor. Uluslararası Kızılhaç Federasyonu'ndan (IFRC) Scott Craig, insani ihtiyaçların eşi benzeri görülmemiş seviyelere ulaştığını belirterek bu durumu bir "katmerli felaketler sarmalı" (disaster layered on top of disaster) olarak tanımlıyor. Savunmasız topluluklar, henüz bir darbenin etkisini atlatamadan bir sonrakine yakalanıyor.


2025 yılı bize net bir mesaj verdi: İklim krizi bir gelecek tahmini değil, istatistiklere dökülmüş bir enkaz tablosudur. Eğer bilimsel modellerin 30-40 yıl sonrası için öngördüğü yıkım sınıflarını bugün yaşıyorsak, geleneksel uyum hızımız artık yeterli değil demektir.


Şu soruyu sormak zorundayız: Tahminler bu kadar hızlı aşılırken, biz hem kurumsal hem de toplumsal dayanıklılığımızı ne kadar hızlandırabiliriz? Gelecek beklediğimizden çok daha erken geldiyse, bizim de o geleceğe karşı savunma hatlarımızı kurma hızımızı aynı oranda, hatta daha fazla artırmamız hayati önem taşıyor. Bir sonraki "sıradan" yılın maliyeti, hazırlıklı olmaya başlamadığımız her gün katlanarak artmaya devam edecek.



bottom of page