Marmara Kıyılarında Kırmızı Alarm: 1.6 Milyon Kişi İklim Krizinin Tehdidi Altında
- EE Admin

- 29 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur

Türkiye'nin ekonomik ve demografik kalbi olan Marmara Bölgesi, iklim değişikliğinin yarattığı sessiz ama yıkıcı bir tehditle karşı karşıya. İstanbul Üniversitesi liderliğinde yapılan ve uluslararası alanda yayımlanan çığır açıcı bir bilimsel araştırma, bölgedeki 1.6 milyon insanın deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı erozyonu ve şiddetlenen fırtınalar nedeniyle yüksek risk altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu, sadece bir çevre sorunu değil; aynı zamanda Türkiye'nin sanayi altyapısını, tedarik zincirlerini ve ulusal güvenliğini doğrudan tehdit eden acil bir kriz. Bilim insanları, geliştirdikleri "Kıyı Kırılganlık Modeli" ile Marmara'nın en savunmasız noktalarını haritalandırdı ve en kötü senaryolara karşı bir yol haritası sundu.
InVEST Modeli ve Gelecek Senaryoları
Araştırmanın gücü, kullandığı sofistike metodolojiden geliyor. Stanford Üniversitesi tarafından geliştirilen InVEST Kıyı Kırılganlık Modeli, sadece fiziksel tehlikeleri (dalga yüksekliği, kıyı yapısı vb.) değil, aynı zamanda bu tehlikelere maruz kalan insan nüfusunu ve sosyo-ekonomik yapıyı da hesaba katıyor. Bu, riskin sadece bir doğa olayı değil, aynı zamanda bir "insan" meselesi olduğunu gösteriyor.
Bilim insanları, bu modeli Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) gelecek senaryolarıyla (SSP'ler) birleştirdi. Bu senaryolar, küresel emisyonların azaltıldığı "iyimser" senaryodan, fosil yakıt kullanımının devam ettiği "kötümser" senaryoya kadar farklı gelecekleri modelliyor. Analiz, en iyimser senaryoda bile, kısa vadede şiddetli fırtına olaylarının Marmara kıyılarını tehdit etmeye devam edeceğini gösteriyor. Bu, adaptasyonun artık ertelenebilecek bir seçenek olmadığını kanıtlıyor.

Marmara Kıyılarının %72'si Orta veya Yüksek Riskli
Araştırmanın sonuçları, Marmara kıyı şeridinin büyük bir bölümünün halihazırda ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne seriyor. Kıyı şeridinin yaklaşık %60'ı orta risk, %12'si ise yüksek risk kategorisinde. Yani toplamda kıyılarımızın %72'si, iklim değişikliğinin etkilerine karşı acil önlem gerektiren bir durumda.
En yüksek tehlike koridorları, sanayinin ve nüfusun yoğunlaştığı bölgelerde ortaya çıkıyor: İstanbul'un doğu kıyıları, Yalova'nın kuzeyi ve Kocaeli'nin güneyindeki sanayi ve liman bölgeleri en kritik alanlar olarak belirlendi.
Risk Orantısız Dağılıyor: Kocaeli Neden En Tepede?
Araştırmanın en şok edici bulgularından biri, riske maruziyetin iller arasında orantısız dağılması. İstanbul'un toplam nüfusu devasa olsa da, kıyı şeridinde yaşayan nüfusun riske maruz kalma oranı açısından en tehlikeli iller sanayi merkezleri.
Kocaeli: Kıyı nüfusunun %26.5'i yüksek risk altında.
Yalova: Kıyı nüfusunun %18.4'ü yüksek risk altında.
Bursa: Kıyı nüfusunun %18.2'si yüksek risk altında.
Kocaeli'nin bu listede zirvede yer alması, ulusal bir ekonomik güvenlik sorununa işaret ediyor. Türkiye'nin en büyük limanlarına, rafinerilerine ve üretim tesislerine ev sahipliği yapan bu bölgede yaşanacak bir iklim kaynaklı felaket, tüm ülkenin tedarik zincirini felç etme ve makroekonomik bir krize yol açma potansiyeli taşıyor.
Müsilajdan İklim Krizine: Ekolojik Baskılar Birleşiyor
Marmara Denizi, iklim kaynaklı bu tehditlerle boğuşurken, aynı zamanda 2021'deki müsilaj (deniz salyası) krizinin de gösterdiği gibi ciddi bir kirlilik baskısı altında. Bu iki sorun birbirinden bağımsız değil. İklim değişikliği su sıcaklığını artırarak müsilaj gibi ekolojik felaketlerin tekrarlama olasılığını yükseltirken, sağlıklı kıyı ekosistemleri (sulak alanlar, kumullar) hem fırtınalara karşı doğal bir kalkan görevi görür hem de suyu filtreleyerek kirliliği azaltır. Bu nedenle, mevcut kirlilikle mücadele planlarının, iklim adaptasyon stratejilerini de içerecek şekilde bütüncül bir yaklaşımla güncellenmesi zorunludur.

Bu bilimsel analiz, Marmara için "tek tip" bir çözümün işe yaramayacağını kanıtlıyor. Kocaeli'nin endüstriyel altyapısını korumak için "sert" mühendislik çözümleri (deniz duvarları, setler) gerekirken, Balıkesir ve Çanakkale kıyılarında "yumuşak" ekosistem tabanlı çözümler (sulak alanların restorasyonu) daha etkili olabilir. Yüksek riskli bölgelerde imar planları acilen gözden geçirilmeli, yeni yapılaşma durdurulmalı ve 1.6 milyonluk risk altındaki nüfus için erken uyarı sistemleri ve zorunlu taşkın sigortası gibi sosyal güvenlik ağları oluşturulmalıdır. Kıyı kırılganlığının yönetimi, artık yalnızca bir çevre meselesi değil, ulusal bir kalkınma ve güvenlik meselesidir.




Yorumlar