top of page

Dünya Isınıyorsa Neden Hala Kar Kıyametleri Yaşıyoruz?

kar fırtınası

2024 ve 2025 yılları, modern meteoroloji kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1850'den bu yana insanlığın gördüğü en sıcak yıllar olarak tarihe geçti. 2025 yılı, kendisinden daha sıcak olan 2024 ve 2023’ün ardından "en sıcak üçüncü yıl" unvanını alırken, gezegenin termometresi alarm vermeye devam ediyor. Ancak bu küresel ateş yükselirken, penceremizin dışındaki manzara bazen kafa karıştırıcı bir tezat sunuyor. Van’ın yüksek köylerinde ahırlarına ulaşmak için karda tüneller kazmak zorunda kalan çiftçiler, Kamçatka’da 1970’lerden bu yana görülen en şiddetli kar yağışıyla boğuşan kasabalar ve ABD’de binlerce uçuşu felç eden dondurucu fırtınalar...


Okuyucunun aklında tek bir soru var: "Dünya bu kadar ısınıyorsa, neden hala 'kar kıyameti' senaryoları yaşıyoruz?" Bu durum, iklim değişikliğinin bir duraksaması değil; aksine, atmosferik dengelerin nasıl büyük bir enerjiyle sarsıldığının ve sistemin ne denli kaotik bir yapıya büründüğünün en somut kanıtıdır. Bilimsel veriler ve uzman analizleri eşliğinde, kış mevsimine dair ezberlerimizi bozan o karmaşık denklemi inceleyelim.


1. Nem Paradoksu: Sıcak Hava Neden Daha Fazla Kara Dönüşür?


İlk bakışta mantığa aykırı gelse de, küresel ısınma kar yağışının şiddetini azaltmak yerine artırabilir. Bu durumun temelinde "nem kapasitesi" mekanizması yatar. İklim değişikliği, okyanusların ve denizlerin normalden daha fazla ısınmasına neden olurken, bu suların üzerindeki atmosferi de ısıtır. Isınan hava, fiziksel bir kural olarak, çok daha fazla nem tutma kapasitesine sahiptir.


Britanya Hava Durumu Servisi'nden kıdemli meteorolog Jim Dale, bu süreci atmosferin ekstra nem biriktirmesi olarak tanımlıyor. Arktik bölgeden süzülen soğuk hava kütleleri, bu "enerji yüklü sarmallar" ve nem yüklü atmosferle buluştuğunda, sonuç kaçınılmaz olarak devasa kar fırtınalarına dönüşüyor.


"Küresel ısınma yalnızca sıcaklıkları artırmakla kalmıyor; kutuplardaki soğuk havayı aşağıya taşıyan atmosferik dolaşım sistemlerini de etkileyebiliyor. Sistemdeki bu değişiklikler, soğuk havanın nemli ve sıcak hava kütleleriyle karşılaşması sonucunda 'kar kıyameti' gibi aşırı kar fırtınalarına yol açabiliyor." Dr. Mariam Zachariah, Imperial College Çevresel Politikalar Merkezi.
kar fırtınası

2. "Sızıntı Yapan Buzdolabı": Kutupsal Girdabın Çöküşü


Normal şartlarda dondurucu havayı kutup bölgelerinde hapseden "Kutupsal Girdap" (Polar Vortex), bugünlerde dengesini kaybetmiş bir dev gibi davranıyor. Meteorolog Jim Dale’e göre, atmosferin üst katmanlarında (stratosferde) meydana gelen ani ısınmalar bu devasa alçak basınç sisteminin yapısını bozuyor.


Bu durumu, kapısı tam kapanmayan veya contası "sızıntı yapan bir buzdolabına" benzetebiliriz. Buzdolabının içindeki dondurucu hava, denge bozulduğunda dışarı kaçar. İşte bu kaçış, normalde kutup dairesinde kalması gereken havayı Türkiye, ABD ve Avrupa gibi güney enlemlere taşır. Dale, bu soğuk kütlelerin okyanuslar yerine kıtasal bölgelere yönelme eğilimi gösterdiğini, bunun da yerleşim birimlerinde hayatı durduran "kar kıyametlerini" tetiklediğini vurguluyor.


3. İstatistiki Yanılgı: Kar Şiddeti Artarken "Beyaz Örtü" Küçülüyor


Manşetlerdeki dondurucu fırtınalar bizi genel trend konusunda yanıltabilir. Kar fırtınaları yerel düzeyde daha şiddetli hale gelse de, gezegenin genel "beyaz örtüsü" hızla geri çekiliyor. Veriler bu paradoksu net bir şekilde ortaya koyuyor: 2025 yılı, 1967’den beri Kuzey Yarımküre’deki kar örtüsünün en az olduğu üçüncü yıl oldu.


2025 Aralık ayı sıcaklıkları, 20. yüzyıl ortalamasının tam 1.05 derece üzerinde seyrederek tarihin en sıcak beşinci Aralık ayı olarak kayıtlara geçti. Newcastle Üniversitesi'nden Dr. Abdullah Kahraman, aşırı soğukların sıklığı ve şiddetinin 1950'lerden beri düşüşte olduğunu belirterek, bu değişimin insan faaliyetlerinden kaynaklanan ısınma ile doğrudan bağlantılı olduğu konusundaki bilimsel konsensüsün altını çiziyor. Yani yaşadığımız ekstrem kış olayları, genel bir ısınma trendi içindeki "şiddetli ama kısalan" anomalilerdir.


kar fırtınası

4. Yerel Aktörler: Kuzey Atlantik Salınımı ve Atmosferik Blokaj


Türkiye özelinde kışın kaderini sadece küresel ısınma değil, Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) gibi sistemler de belirliyor. 2025 sonu ve 2026 başında bu salınımın "negatif fazda" seyretmesi, Kuzey Atlantik'teki yüksek ve alçak basınç arasındaki farkın azalmasına neden oldu. Bu durum, Akdeniz havzasına daha fazla nem taşınmasının ve kar yağışı için uygun koşulların oluşmasının kapısını aralayan bir "gardiyan" görevi gördü.


Bir diğer kritik kavram ise "atmosferik blokaj"dır. Bu durum, normalde hareket etmesi gereken bir basınç alanının belirli bir bölgede sıkışıp kalmasıdır. Dr. Abdullah Kahraman’a göre bu blokajlar, yağışların veya kuraklığın bölgesel düzeyde ekstrem boyutlara ulaşmasına neden oluyor. Öte yandan, Pasifik kökenli bir fenomen olan La Niña, ABD ve Avustralya kışlarını ağırlaştırsa da, Türkiye üzerindeki etkisi bilimsel olarak "ihmal edilebilir" düzeyde kalmaktadır.


5. Geçiş Dönemi İklimi: Enerji Yüklü Yeni Bir Normal


Artık alıştığımız, öngörülebilir kış mevsimleri geride kaldı. Jim Dale’in ifadesiyle, dünya artık bir "geçiş dönemi iklimine" girmiş durumda. Isınan atmosfer daha fazla enerji barındırıyor, moleküller daha hızlı hareket ediyor ve bu da hava olaylarını daha düzensiz, daha "hırçın" hale getiriyor. Atmosfer artık sadece sıcak değil, aynı zamanda daha "öfkeli".


Yeni normalimiz; bir yanda rekor sıcaklıklar, diğer yanda ise beklenmedik, kaotik ve hayati tehlike yaratan fırtınalar. Bu durum sadece kar küremekle çözülebilecek bir konu değil, güvenlikten sağlığa kadar her alanda yeni bir strateji gerektiriyor.


"İklim değişikliği bizi alışık olduğumuz 'normal' hava düzenlerinden çıkarıp yeni bir geçiş dönemi iklimine sürüklüyor. Bu yüzden artık yalnızca uyum sağlama ve etkileri azaltma değil; güvenlik, sağlık ve hayatta kalma açısından da düşünmemiz gerekiyor." Jim Dale, Meteorolog.
kar fırtınası

Geleceğe Bakış


Kapımızın önündeki kar yığınları, küresel ısınmanın bittiğini değil; aksine, atmosferik dengelerin ne denli büyük bir enerjiyle sarsıldığını kanıtlıyor. Nem artışı, bozulan kutupsal döngüler ve düzensizleşen basınç sistemleri, bizlere daha kaotik kışlar vaat ediyor. Kar yağışı artık mevsimsel bir nostalji değil, doğanın dengesinin nasıl değiştiğini haykıran bir sinyaldir.

Peki, mevsimlerin birbirine karıştığı, "uç olayların" sıradanlaştığı bu yüksek enerjili ve düzensiz iklim çağında yaşamaya, hem bireysel hem de toplumsal olarak ne kadar hazırız?


bottom of page