top of page

Farkında Olmadan 50 Yıl Boyunca İklim Krizini Fotoğraflayan Adam: Martin Parr

Martin Parr

"İklim krizi fotoğrafçılığı" dendiğinde aklınıza ne geliyor? Muhtemelen eriyen buzullar, Kuzey Kutbu'nda mahsur kalmış yalnız bir kutup ayısı veya kuraklıktan çatlamış topraklar. Bu ikonik ama bir o kadar da bilindik imgeler, konunun ciddiyetini vurgulamak için sıkça kullanılır. Peki ya size iklim krizine dair en önemli görsel kayıtlardan birinin, bu sahnelerin hiçbirini fotoğraflamayan birinden geldiğini söylesem? İngiliz belgesel fotoğrafçısı Martin Parr, elli yıl boyunca turistler, kumsallar ve tüketim alışkanlıkları gibi sıradan görünen konuları belgeledi. Serginin en dokunaklı yanı ise bu derinlemesine yeniden okumanın, Parr'ın aramızdan ayrılışından hemen sonra gerçekleşmesi. Sanatçı, bizzat planlanmasına yardım ettiği Paris'teki "Global Warning" adlı bu büyük retrospektifin açılışından sadece haftalar önce, 73 yaşında hayata gözlerini yumdu.


Böylece bu sergi, bir sanatçının kariyerine dair basit bir yeniden yorumlamanın ötesine geçerek, onun son ve belki de en güçlü mirasına dönüştü. Parr'ın canlı renkler ve sert flaş ışığıyla çektiği, genellikle mizahi ve absürt anları yakalayan fotoğrafları, şimdi ekolojik çöküşün kök nedenlerinin bir arşivi olarak karşımızda duruyor. Farkında olmadan, Parr bize krizin uzak diyarlarda değil, yanı başımızdaki gündelik hayatta gizli olduğunu kanıtlayan sarsıcı bir vasiyet bırakmış oldu.


En Etkili Çevre Aktivisti, "Kazara" Olanıdır


"Global Warning" sergisinin temel tezi çarpıcı bir sadeliğe sahip: Martin Parr, bir "kazara çevreci" idi. Bu, onun kariyerinin sonlarında çevre aktivizmine yöneldiği anlamına gelmiyor. Aksine, onun mevcut çalışmaları, şimdi iklimsel çöküşün nedenlerinin güçlü bir kaydı olarak yeniden bağlamlandırılıyor. Serginin de ortaya koyduğu gibi, "kitle turizmiyle dönüşen kumsallar", "bir din olarak tüketimcilik" ve "teknoloji bağımlılığı" gibi temalar, fotoğraflarının mizahi ve çarpıcı renklerinin arkasında aslında her zaman "göz önünde saklanıyordu".


Parr, çöp dolu bir plajı, birbirini ezen turist kafilelerini veya yemeğinin fotoğrafını çeken birini belgelediğinde, aslında sadece tuhaf insan davranışlarını kaydetmiyordu. Küratör Quentin Bajac'a göre, Parr bu anları fotoğraflarken iklim felaketinin gelişimini de belgeliyordu. Bu durum, Parr'ın mirasının ne denli dinamik olduğunun bir kanıtı. Eserleri, sosyal hiciv olmanın ötesinde, birer karbon ayak izi görselleştirmesi olarak da okunabiliyor.


Martin Parr

Fotoğraf Değişmez, Ona Bakan Göz Değişir


Bir fotoğrafın anlamı, toplumun endişeleri değiştikçe nasıl evrilebilir? Bu sergi, bu sorunun en somut cevaplarından birini sunuyor. Martin Parr'ın 1997'de İspanya'nın Benidorm kentinde çektiği, üzerinde dünya haritası olan bir plaj topunu gösteren fotoğrafını ele alalım. Çekildiği dönemde bu kare, paketlenmiş tatil anlayışına dair esprili bir gözlem olarak yorumlanıyordu. Şimdi ise aynı fotoğrafa baktığımızda, gezegenimizin tek kullanımlık bir oyuncak gibi muamele gördüğünü fark ediyoruz.


Bu durum, fotoğrafın gücünün sadece çekildiği anda değil, zaman içinde nasıl okunduğunda da yattığını gösteriyor. Toplumsal farkındalığımız arttıkça, geçmişin imgeleri yeni ve daha acil anlamlar kazanıyor. Serginin de altını çizdiği gibi:

Fotoğraf değişmedi; biz değiştik.


Asıl Kriz Buzullarda Değil, Alışveriş Sepetimizde


Bu serginin modern hayatı gözlemleyenlere ve diğer fotoğrafçılara sunduğu önemli bir ders var: İklim değişikliğini belgelemek için her zaman uzak doğal afetlerin peşinden gitmek gerekmez. Martin Parr'ın çalışmaları, alışveriş arabalarıyla dolu insanları, Mona Lisa'nın fotoğrafını telefonlarıyla çeken turistleri veya Japonya'daki yapay bir kapalı plajı dolduran kalabalığı fotoğraflamanın, sorunun kök nedenlerini belgelemek için çok daha etkili bir yöntem olabileceğini gösteriyor.


Bu gündelik sahneler, aşırı tüketim, deneyimin metalaştırılması ve doğal olanın yerini yapay olanın alması gibi temel sorunların birer kanıtı niteliğindedir. Parr, izleyiciye ders vermeden, sadece gözlemleyerek bu gerçekliği ortaya koyar. Kendisinin 2021'deki bir sözü, bu yaklaşımı mükemmel bir şekilde özetliyor:

Eğer okumak isterseniz içinde ciddi bir mesaj barındıran bir eğlence yaratıyorum, ama kimseyi ikna etmeye çalışmıyorum – sadece insanların zaten bildiklerini sandıkları şeyi gösteriyorum.


Martin Parr

En Güçlü Mesaj, Yargılamadan Gelen Mesajdır


Martin Parr'ın çalışmalarını bu kadar etkili kılan unsurlardan biri de yargılayıcı olmayan üslubudur. Kendisini hiçbir zaman fotoğrafladığı kişilerden entelektüel veya çevresel olarak üstün bir konuma yerleştirmedi. Hatta kendi önemli karbon ayak izini de açıkça kabul etti. Bu "vaaz veren" tondan uzak duruşu, eserlerini sindirilebilir ve güçlü kılıyor. Çoğu zaman ders verir gibi hissedilen çevre fotoğrafçılığının aksine, Parr izleyiciyi suçlamadan, onunla aynı gemide olduğunu hissettiriyor.


Onun bu yaklaşımı, kolektif bir sorumluluğa işaret eder. Kimseyi ötekileştirmeden, modern yaşamın çelişkilerini hepimizin paylaştığını hatırlatır. Parr'ın 2022'deki şu sözü, bu duruşu net bir şekilde ortaya koymaktadır:

Felakete doğru gidiyoruz, ama hepimiz oraya birlikte gidiyoruz.


Martin Parr

Gündelik Hayatın Aynasında Geleceği Görmek


Martin Parr'ın "Global Warning" sergisiyle yeniden anlam kazanan mirası, bize bir sanatçının eserlerinin, o aramızdan ayrıldıktan sonra bile konuşmaya, hatta sesini daha da yükseltmeye devam edebileceğini gösteriyor. Onun objektifi, bir tatil fotoğrafının veya bir alışveriş anının, aslında dünyamızı şekillendiren daha büyük güçlerin bir yansıması olduğunu kanıtlıyor. Parr'ın vasiyeti, en büyük krizlerin bile en tanıdık sahnelerde gizlendiğini ve onları görmenin bizim sorumluluğumuz olduğunu hatırlatıyor.


Onun mirası şimdi bize şu soruyu sormaya zorluyor: Gelecek nesiller, bizim çağımızın en büyük meydan okumalarını, bizim hangi sıradan görünen alışkanlıklarımızda okuyacak?



Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page