Küçük Ada, Büyük Kriz: Tuvalu'nun ABD ve Çin Kıskacındaki Varoluş Mücadelesi
- EE Admin

- 3 gün önce
- 3 dakikada okunur

Pasifik Okyanusu'nun ortasında, dokuz mercan adasından oluşan küçük bir ülke olan Tuvalu, dünyanın en büyük süper gücüne küresel bir sahnede meydan okudu. Peki bu cüretkar isyanın ardında ne yatıyor? Bir yanda, yükselen deniz seviyelerinin ülkeyi haritadan silmekle tehdit ettiği varoluşsal bir iklim krizi. Diğer yanda ise Çin'in diplomatik tanınma karşılığında "yapay adalar inşa etme" teklifiyle kendini gösteren, ABD ile arasındaki acımasız jeopolitik nüfuz mücadelesi. Bir yanda okyanus suları, diğer yanda küresel politikaların dev dalgaları tarafından yutulma tehlikesiyle karşı karşıya olan Tuvalu'nun bu iki krizin ortasındaki hayatta kalma mücadelesini inceliyoruz.
İklim Zirvesindeki İsyan: "Biz Batarken Sessiz Kalamayız"
Brezilya'nın Belém kentinde düzenlenen COP30 iklim zirvesi, küçük bir ada ülkesinin sesinin ne kadar güçlü çıkabileceğinin sahnesi oldu. Tuvalu İklim Bakanı Maina Vakafua Talia, kürsüye çıkarak ABD'nin o dönemki Başkanı Donald Trump'ın ülkesini Paris İklim Anlaşması'ndan çekme kararını "dünyanın geri kalanına karşı utanç verici bir saygısızlık" olarak nitelendirdi.
Bu çıkış, keskin bir tezatlığı gözler önüne serdi. Tuvalu, "adalarımız batıyor, insanlarımız acı çekiyor" feryadıyla hayatta kalma mücadelesi verirken, dönemin ABD Başkanı Trump iklim krizini bir "aldatmaca" ve "sahtekarlık" olarak nitelendiriyordu.
Tuvalu'nun bu cesur duruşu, diğer küçük ve savunmasız ülkelerin sessizliğiyle daha da anlam kazandı. Birçok ülke, ABD'den gelebilecek "dengesiz tarife artışları" veya yardım kesintileri gibi misillemelerden korktuğu için eleştirilerini dile getirmekten çekiniyordu. Ancak Tuvalu için bu sessizlik bir seçenek değildi. Gerilim sadece retorikten ibaret kalmadı; Trump yönetimi, Tuvalu'nun iklim adaptasyon fonlarını zaten kesmişti. Bu durum, Tuvalu'nun çıkışının sadece retorik bir isyan olmadığını, aynı zamanda Washington'un politikalarının doğrudan ve cezalandırıcı sonuçlarına karşı somut bir tepki olduğunu kanıtlıyordu.

Jeopolitik Satranç Tahtası: Pasifik'te Çin-ABD Rekabeti
Ancak Tuvalu'yu uçurumun kenarına getiren tek fırtına iklim değişikliği değil. Ada, hayatta kalma mücadelesi verirken kendini aynı zamanda Pasifik'te tırmanan ve Pekin ile Washington'ı karşı karşıya getiren jeopolitik bir satranç oyununun merkezinde buldu. Ülkede yakın zamanda yapılan ve sonuçları hem Washington hem de Pekin tarafından yakından izlenen seçimler, bu rekabetin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi. Tayvan'ı destekleyen Başbakan Kausea Natano'nun seçimlerde koltuğunu kaybetmesi, bölgedeki hassas diplomatik dengeleri belirsizliğe sürükledi.
Tuvalu'nun stratejik önemi, komşusu Nauru'nun kısa süre önce diplomatik rotasını Taipei'den Pekin'e çevirmesiyle daha da arttı. Bu gelişmenin ardından Tuvalu, Tayvan'ın Pasifik'teki son üç müttefikinden biri olarak kaldı. Bu durum, adayı iki süper gücün Pasifik'teki nüfuz mücadelesinde stratejik bir ağırlık merkezi konumuna yükseltti.
Çin'in Teklifleri | ABD'nin Hamleleri |
Daha fazla kalkınma desteği ve yardım sözü. | Tuvalu'ya ilk denizaltı telekomünikasyon kablosunu taahhüt etmesi. |
2019'da diplomatik ilişki kurma karşılığında yapay adalar inşa etme teklifi. | Avustralya ile imzalanan ve Tuvalu vatandaşlarına iklim sığınması hakkı tanıyan Falepili Birliği anlaşmasını desteklemesi. |
Bu jeopolitik satrancın ortasında, yeni hükümetin rotası belirsizliğini koruyor. Başbakan adayı olarak öne çıkan Maliye Bakanı Seve Paeniu'nun, "yeni hükümetin Tayvan ya da Çin'i tanıma meselesini yeniden tartışması gerektiği" yönündeki açıklaması, bu belirsizliğin en net ifadesi oldu. Bu belirsizlik, Tuvalu'nun iklim kriziyle mücadele için ihtiyaç duyduğu devasa mali ve teknolojik desteği kimin sağlayacağı sorusuyla doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, diplomatik tanıma kararı, sadece bir dış politika tercihi değil, aynı zamanda bir hayatta kalma stratejisi haline gelmiştir.
Bir Sitemden Fazlası: "Size İhtiyacımız Var"
Bakan Maina Talia'nın COP30 zirvesindeki sert çıkışı, ilk bakışta yalnızca bir öfke patlaması gibi görünebilir. Ancak daha sonra verdiği bir röportajda, sözlerinin arkasındaki daha derin ve karmaşık motivasyonu ortaya koydu. Talia'nın asıl amacının sadece ABD'yi veya Trump'ı eleştirmek olmadığını, aksine bunun ABD'nin iklim mücadelesi denklemine dahil olması için yapılmış umutsuz bir çağrı olduğunu belirtti. Şu sözleri bu durumu net bir şekilde özetliyordu:
"Mesele Trump'ı eleştirmeye çalışmamız değil. Söylemeye çalıştığımız şey, bu uluslararası forumlarda ABD'ye ihtiyacımız olduğu."
Talia'ya göre ABD, sahip olduğu "güç, para, kaynaklar ve teknoloji" nedeniyle küresel iklim mücadelesinde vazgeçilmez bir aktördü. Bu ifadeler, Tuvalu'nun öfkesinin aynı zamanda bir çaresizlik ve küresel sistemdeki en güçlü oyuncuya olan bağımlılık hissinden kaynaklandığını gösteriyor. Bakan, ABD'nin "harekete geçme konusunda ahlaki bir görevi" olduğunu ve dünyanın onlardan yıkım değil, "umut ve seçenekler" beklediğini vurguladı.

Uçurumun Kenarındaki Ulus
Tuvalu'nun hikayesi, günümüz dünyasının en acil iki krizinin kesişim noktasında duruyor: varoluşsal bir iklim tehdidi ve büyük güçlerin amansız jeopolitik rekabeti. Bu küçük ada ülkesinin durumu, gezegendeki en savunmasız ulusların hayatta kalma mücadelesinin, genellikle güçlü ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarlarına nasıl trajik bir şekilde bağlı olduğunun dokunaklı bir örneğidir. Hem yükselen okyanus suları hem de küresel politikaların dev dalgaları tarafından yutulma tehlikesiyle karşı karşıya olan Tuvalu, uluslararası toplum için hem bir uyarı hem de bir vicdan muhasebesi çağrısıdır. Tuvalu'nun kaderi, büyük güçlerin vicdanına mı, yoksa Pasifik'in acımasız dalgalarına mı terk edileceği sorusunu, 21. yüzyılın en temel ahlaki ve siyasi ikilemlerinden biri olarak ortaya koymaktadır.




Yorumlar