Fillerin Yavrularını Terk Etmesinin Ardındaki Sır: Bir Trajediden Daha Fazlası, Bir Sistemin İflası
- EE Admin

- 5 gün önce
- 3 dakikada okunur

Tayland'daki Lam Khlong Ngu milli parkı içindeki bir tarım arazisinde bulunan Khao Tom, sadece iki aylık bir bebek fildi. Doğuştan gelen diz rahatsızlığı yüzünden sürüsüne ayak uyduramıyordu. Doğumundan günler sonra annesi, onu sürüye yetişmesi için ormanda sürüklemeye çalıştıktan sonra yoluna onsuz devam etmişti. Durumunun ciddiyetini, ona bakan veteriner Natthanon Panpetch'in şu sözleri özetliyordu: "Başarabileceğini düşünmemiştik".
Khao Tom'un hikayesi, kamuoyunun büyük ilgisini çekse de akıllara önemli bir soruyu getiriyor: Bir fil annesinin yavrusunu terk etmesi ender görülen bir trajedi midir, yoksa daha büyük ve büyüyen bir sorunun işareti midir?
Şaşırtıcı Gerçek: Yavruyu Terk Etmek Filler İçin Son Derece Nadirdir
Fil davranışları uzmanı Joshua Plotnik'e göre, bir filin yavrusunu terk etmesi "çok nadir" bir durumdur. Bu nadir görülen durumun nedeni, dişi fillerin yavrularına yaptığı devasa yatırımdır. Yaklaşık iki yıl süren gebelik döneminin ardından dünyaya gelen yavrular, yıllarca annelerine bağımlı kalır. Bu uzun ve meşakkatli süreç, anne ile yavru arasında son derece güçlü bir bağ kurar ve terk etme eylemini sıra dışı kılar.

Bir annenin yavrusunu geride bırakma kararı, kalpsizlikten değil, çoğu zaman acımasız hayatta kalma koşullarından kaynaklanır. Bu zorlu kararın arkasında, sürünün geri kalanını korumaya yönelik derin bir içgüdü yatar. Joshua Plotnik, bu durumu bir annenin "stres altındayken veya koşullar sürünün geri kalanının güvenliğini tehlikeye attığında" yavrusunu reddedebileceğini belirterek açıklıyor. Plotnik'in bu konudaki kilit analizi şöyledir:
"Fil anneleri ve aileleri bazen bir yavruyu reddedebilir, özellikle de anne stres altındaysa veya koşullar sürünün geri kalanının güvenliğini tehlikeye atıyorsa".
Asıl Sebep İnsan Faktörü: Daralan Yaşam Alanları ve Artan Çatışmalar
Bu hayati tehlikeyi yaratan stresin kaynağı, bir avcı ya da doğal bir afet değil. Kanıtlar, Asya'daki fil aileleri üzerindeki bu benzeri görülmemiş baskının neredeyse tamamen tek bir kaynağa işaret ettiğini gösteriyor: insan faaliyetleri. Habitat kaybı ve artan insan-fil çatışması, bu baskının temelini oluşturuyor. Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, 1700 yılından bu yana Asya fili habitatının %64'ü kaybedildi. Bu daralma, filleri yiyecek ve su bulmak için çiftlikler, köyler ve yollar gibi insan egemenliğindeki alanlara itiyor.
Filler bu değişen manzaralara uyum sağlamak için tarlaları yağmalamak gibi davranışlar sergilediğinde, Plotnik'in de belirttiği gibi bu durum "insanları içeren çatışmaların artmasına yol açabilir". Bu çatışmalar sırasında yaşanan kaos, yavruların sürülerinden ayrılmasına neden olabilmektedir. Kayıtlara geçen vakalar bu acı gerçeği gözler önüne seriyor:
Endonezya'da çiftçilerin sürüyü tarlalarından uzaklaştırması sonucu bir yavru fil ailesinden ayrıldı.
Malezya'da bir köye giren başka bir yavru, bir bufalo tuzağına yakalandı.
Hindistan'ın Assam eyaletinde ise sekiz haftalık bir fil, bir çay tarlasını geçerken hendeğe düştü.
Bu vakaların her biri, tıpkı Khao Tom'un hikayesi gibi, habitat daralmasının ve insanlarla temasın ne kadar tehlikeli hale geldiğinin bir kanıtıdır.

Rakamlar Artıyor mu? Karmaşık Bir Tablo
Guardian tarafından derlenen ve medyaya yansıyan vakaları içeren bir veritabanı, yavru ayrılıklarında endişe verici bir artışa işaret ediyor. Rapor edilen vaka sayısı, 2015-2022 arasında yılda ortalama iki iken, geçen yıl dokuza ve bu yıl ise 14'e yükseldi.
Uzmanlar bu artışı yorumlarken iki faktörün altını çiziyor. Joshua Plotnik'e göre, medyanın artan ilgisi ve raporlama vakaları sayıları şişiriyor olabilir. Ancak bu, altta yatan tehlikeli gerçeği gizlememeli: Plotnik, artan insan baskılarının "sürü-yavru ayrılmalarının oranını da muhtemelen etkilediğini" belirtiyor.
Khao Tom'un Kaderi ve Bizim Sorumluluğumuz
Peki ya hikayemizin kahramanı Khao Tom? Ona bakan veteriner Natthanon, onun vahşi doğaya dönme ihtimalinin düşük olduğunu söylüyor: "İnsanlarla ne kadar uzun süre kalırsa, sürünün onu kabul etmesi o kadar zorlaşır". Khao Tom'un kaderi, bireysel bir trajediden çok daha fazlasını temsil ediyor. Onun gibi yavruların hikayesi, aslında Asya fillerinin karşı karşıya olduğu daha büyük yaşam alanı ve hayatta kalma mücadelesinin bir yansımasıdır.
Bu durum bizi temel bir soruyla baş başa bırakıyor: Khao Tom gibi yavruların kaderi, gezegeni paylaştığımız diğer canlılara karşı sorumluluklarımızı yeniden düşünmemiz için bir çağrı olabilir mi?




Yorumlar