top of page

Göç Etmeyen Leylekler ve Kuruyan Göller:2025'in Bize Anlattığı Acı Gerçekler

Göç Etmeyen Leylekler ve Kuruyan Göller:2025'in Bize Anlattığı Acı Gerçekler

2025 yılının kayıtlardaki en sıcak yıllardan biri olduğunu çoğumuz hissettik. Ancak bu krizin asıl hikayesi, termometrelerdeki basit bir yükselişin çok ötesinde. En önemli etkileri, dünyamızı şaşırtıcı ve derin şekillerde yeniden biçimlendiriyor. Bu krizin en somut ve düşündürücü sonuçları, günlük yaşamımızdan doğanın binlerce yıllık döngülerine kadar her alanda kendini gösteriyor. İşte geride bıraktığımız yıldan çıkarmamız gereken dersler


Sıcak Hava Dalgaları Beklenenden Üç Kat Daha Ölümcül Hale Geldi


Imperial College London ve London School of Hygiene & Tropical Medicine uzmanlarının yaptığı bir araştırma, sıcak hava dalgalarının insan sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini net rakamlarla ortaya koydu. Araştırmaya göre, 2025 yazında Avrupa genelinde yaklaşık 24.400 kişi sıcağa bağlı nedenlerle hayatını kaybetti.


Çalışmanın en şok edici bulgusu ise iklim değişikliğinin bu ölümler üzerindeki doğrudan etkisiydi. İklim değişikliğinin tetiklediği sıcaklık artışının, ölüm sayısını yaklaşık 16.500 kişi artırdığı hesaplandı. Başka bir deyişle, iklim krizi olmasaydı bu ölümlerin çoğu yaşanmayacaktı. Bu durum, sıcağa bağlı ölümlerin normalde beklenenin üç katından fazlasına çıktığı anlamına geliyor.


Göç Etmeyen Leylekler ve Kuruyan Göller:2025'in Bize Anlattığı Acı Gerçekler

Veriler, özellikle savunmasız nüfus üzerindeki tehdidi gözler önüne seriyor. Hayatını kaybedenlerin yaklaşık %85'inin 65 yaş üzerindeki kişilerden oluşması, bu krizin toplumun en kırılgan kesimlerini ne kadar orantısız etkilediğini gösteriyor. Bu rakamlar, "artan sıcaklıklar" gibi soyut bir kavramı, doğrudan ve ciddi bir halk sağlığı krizine dönüştürüyor. Ayrıca, sıcaklıkla ilişkili ölümlerin önemli bir bölümünün kayıt altına alınmaması nedeniyle gerçek ölüm sayısının bilinenden daha yüksek olabileceğine dikkat çekildi.


Doğanın Takvimi Değişti: Leylekler Artık Göç Etmiyor


2025'in en şaşırtıcı gözlemlerinden biri, binlerce yıldır baharın habercisi olarak bilinen leyleklerin göç davranışlarını terk etmesi oldu. Iğdır'da yapılan gözlemler, göçmen bir tür olan leyleklerin bir bölümünün artık kışı bölgede geçirdiğini ortaya koydu.


Bu davranış değişikliğinin arkasında yatan temel nedenler, iklim krizinin doğrudan sonuçları: Küresel ısınmaya bağlı olarak kışların daha ılıman geçmesi ve Ağrı Dağı eteklerindeki, Aras ve Karasu nehirleriyle beslenen sulak alanların donmaması. Bu durum, leyleklerin yıl boyunca besin kaynaklarına erişimini sağlayarak göç etme ihtiyacını ortadan kaldırıyor.


Iğdır Üniversitesi Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi (KUŞMER) Müdürü Dr. Emrah Çelik, durumu şu sözlerle özetliyor:

"Aynı zamanda iklimin yumuşak olması ve son yıllarda küresel iklim değişikliğiyle kışların daha ılıman geçmesi, leyleklerin burada kalmasına imkan tanıyor."

Leyleklerin göç etmemesi, yalnızca ilginç bir doğa olayı değil. Bu, iklim değişikliğinin yüzyıllardır süregelen en temel doğal döngüleri bile ne kadar derinden ve gözle görülür bir şekilde değiştirdiğinin somut bir kanıtı.


Göç Etmeyen Leylekler ve Kuruyan Göller:2025'in Bize Anlattığı Acı Gerçekler

Geleceğin Değil, Bugünün Krizi: Su Kaynakları Alarm Veriyor


2025'te, dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olan İran'daki Urumiye Gölü'nün tamamen kuruması, su krizinin artık bir gelecek tehdidi olmadığını kanıtladı. Tek başına bir ekosistemin çöküşünü simgeleyen bu olay, su kıtlığının ne kadar ani ve yıkıcı olabileceğinin en somut göstergesi oldu.


Bu yerel felaket, küresel bir sorunun yansıması. Birleşmiş Milletler Su Ajansı'nın (UN Water) verileri son derece net: Dünya genelinde 3,6 milyar insan, yılın en az bir ayı suya yetersiz erişimle karşı karşıya ve bu sayının 2050 yılına kadar 5 milyarı aşması öngörülüyor.


Türkiye de bu krizden payını aldı; ülke genelinde yağışların %26 azalmasıyla son 52 yılın en kurak dönemi yaşandı. Bu olaylar, su kıtlığının artık uzak bir geleceğin sorunu olmadığını, yıkıcı ekolojik sonuçlarıyla birlikte bugünün hızlanan bir krizi olduğunu kanıtlıyor.


Umut ve Çelişki Bir Arada: Doğa Mücadelesinin İki Yüzü


TEMA Vakfı'nın 2025 yılı değerlendirmesi, Türkiye'deki çevre mücadelesinin birbiriyle çelişen iki yüzünü ortaya koydu. Bir yanda doğa üzerindeki baskıyı artıran kararlar, diğer yanda ise sivil toplumun öncülük ettiği umut verici zaferler vardı.


İlk olarak, hayal kırıklığı yaratan gelişmeler yaşandı:


  • Türkiye’nin ilk İklim Kanunu yürürlüğe girdi ancak bağlayıcı emisyon azaltım hedefleri veya fosil yakıtlardan çıkış planı içermediği için eleştirildi.


  • Maden Kanunu'nda yapılan değişiklikler, korunan alanları madencilik faaliyetlerine açtı. Akbelen'de zeytin ağaçlarının kesilmesi bu durumun simgesi haline geldi.


  • Marmara Denizi'nde müsilajın yeniden ortaya çıkması, 2021 krizinden sonra kalıcı çözümlerin hayata geçirilemediğini gösterdi.


Göç Etmeyen Leylekler ve Kuruyan Göller:2025'in Bize Anlattığı Acı Gerçekler

Ancak bu olumsuz tabloya karşı, sivil toplumun hukuki ve bilimsel mücadelesiyle elde edilen önemli kazanımlar da vardı:


  • Kuzey Ormanları'ndaki madencilik projeleri iptal edildi.

  • Yargı, Sarıalan Altın Madeni ve Likya coğrafyasını tehdit eden otoyol gibi projelere "dur" dedi.


Bu kazanımlar, “hiçbir şey değişmiyor” duygusuna karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor.


2025 yılında yaşananlar, iklim krizinin artık soyut bir kavram değil; sağlığımızı, ekosistemleri, su kaynaklarımızı ve toplumsal yapımızı doğrudan etkileyen somut bir gerçeklik olduğunu gösterdi. Sıcaklık rekorlarından göç etmeyen leyleklere, kuruyan göllerden hukuk zaferlerine kadar her olay, bu krizin çok katmanlı doğasını ve aciliyetini bir kez daha hatırlattı.


Doğa beklemeyeceğini bu kadar net gösterirken, bizler sorumluluğu paylaşmak için daha ne kadar erteleyeceğiz?



Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page