top of page

Aşkın Faturası Olur mu? Metalaşan Sevgiye Karşı Minimalist Duruş


Aşkın Faturası Olur mu? Metalaşan Sevgiye Karşı Minimalist Duruş

Şubat ayı kapıya dayandığında, şehirlerin üzerine çöken o ağır ve parıltılı kırmızıyı sen de fark ediyor musun? Vitrinlerden taşan neon ışıklar, sokakları kaplayan plastik süsler ve ekranlardan durmaksızın fısıldayan o ses: "Tüketmezsen yeterince sevmiyorsun." Modern dünya, sevgiyi paketlenmiş bir ürüne, aşkı ise önceden yazılmış bir senaryoya dönüştürmek için adeta bir "standart sevgi fabrikası" gibi çalışıyor. Oysa bu kırmızı gürültünün ortasında, kalbimizin asıl ihtiyacı olan o sessiz ve derin bağı her geçen gün biraz daha kaybediyoruz. Vitrinlerin önünden geçerken omuzlarında hissettiğin o tuhaf ağırlık, belki de sadece bir hediye seçme telaşı değil; sevginin metalaşmasına karşı ruhunun verdiği sessiz bir tepkidir.


Bugün sevgi, ne yazık ki en mahrem köşelerinden çekilip pazarın soğuk diliyle kodlanmış durumda. Anılarımız bile artık algoritmalarla tetiklenen bildirimlerin, indirim kodlarının ve "eşik altı" fısıltıların arasına sıkıştırılıyor. İçimizde büyüyen o "eğer pahalı bir şey almazsam yetersiz görülürüm" korkusu, aslında bizi birer "duygusal girişimciye" dönüştürüyor. Hediyeleşmek, iki ruh arasındaki zarif bir köprü olmaktan çıkıp; kimin daha güçlü, kimin daha cömert olduğunu kanıtlamaya çalıştığımız bir güç gösterisine dönüşüyor. Sevdiğimizin gözlerinin içine bakmak yerine, alacağımız hediyenin etiketine ya da sosyal medyadaki yansımasına odaklandığımızda, "olmak"tan vazgeçip "sahip olmak" histerisine kapılıyoruz. Oysa sahici bir bağ, bir performans sergilemekle değil, varlığımızı tüm sadeliğiyle karşıdakine sunmakla kurulur.


Aşkın Faturası Olur mu? Metalaşan Sevgiye Karşı Minimalist Duruş

Minimalist bir kalbin pusulası, bu karmaşanın içinde bize "yeteri kadar"ın sunduğu o derin huzuru fısıldar. Sevginin mülkiyetle, nesnelerle ya da banka hesaplarındaki rakamlarla ölçülemeyecek kadar kutsal olduğunu hatırlatır. Biriktirdiğimiz eşyalar zamanla tozlanıp eskirken, paylaştığımız o derin sessizlikler, birlikte aldığımız nefes ve birbirimize ayırdığımız "temiz" zaman ruhumuzda hiç solmayacak izler bırakır. Üstelik bu duruş, sadece kalbimize değil, üzerinde yürüdüğümüz toprağa da bir vefa borcudur. Sevgimizi ifade etmek için ambalaj atıkları, üretim karbonları ve plastik yığınları bırakmak yerine; doğayla barışık, sürdürülebilir ve "atıksız" bir şefkat dili geliştirebiliriz. Sevgi, arkasında çöp dağları değil, yeşeren anılar bırakmalıdır.


Maddeden manaya giden bu yolda, en kıymetli hazinemiz yaşadığımız deneyimlerdir. Bir nesne fiziksel olarak yanımızda dursa da, paylaşılan bir "an" ruhumuzun derinliklerine kök salar. İşte deneyimlerin o unutulmaz gücünü anlamlı kılan birkaç hakikat:


  • Zamanın Ötesine Geçen İzler: Bir kutu çikolata biter, moda olan o kıyafet eskir; ancak birlikte ilk kez seramik çamuruna dokunmanın heyecanı ya da bir mutfak atölyesinde unun kokusuna karışan kahkahalar yıllar sonra bile aynı tazelikle hatırlanır.


  • Kişisel Bir Dokunuş: Deneyimler, "seni tanıyorum ve ruhunun neyle beslendiğini biliyorum" demenin en zarif yoludur. Seri üretim bir nesne yerine, sevdiğinizin ilgi alanlarına dokunan bir konser bileti ya da bir sanat eğitimi, ona verilen değerin en sahici kanıtıdır.


  • Duygusal Sadelik ve Özgürlük: Eşyaların yarattığı kalabalıktan arınmak, ilişkiyi hafifletir. Deneyimler, evi değil ruhu doldurur; mülkiyetin yarattığı o görünmez iktidar yarışını sonlandırıp yerine saf bir paylaşım koyar.


Peki, bu yıl vitrinlerin sahte parıltısından uzaklaşıp sevgimizi nasıl daha sahici yollarla ifade edebiliriz? Kutuların dışına çıkmak, aslında kalbimizin içine girmektir.


Aşkın Faturası Olur mu? Metalaşan Sevgiye Karşı Minimalist Duruş

Birlikte Öğrenmenin Heyecanı Ellerinizin çamura bulandığı bir seramik atölyesi, yeni bir mutfak kültürünü keşfettiğiniz bir gastronomi kursu ya da merak ettiğiniz bir tasarım atölyesi... Birlikte yeni bir şey öğrenirken verilen o ortak emek, ilişkinin toprağını havalandırır. Üretilen şey belki bir vazo, belki bir yemektir; ama asıl hediye o süreçte paylaşılan samimiyettir.


En Nadide Hediye: Zaman Modern dünyanın en kıt kaynağı olan zamanı birbirinize cömertçe sunun. Telefonların sustuğu, sadece doğanın ve birbirinizin sesini duyduğunuz uzun bir yürüyüş; eğer çocuklu bir çiftseniz, bir yakınınızdan yardım isteyerek kendinize ayırdığınız o sessiz ve huzurlu akşam... Birini "can kulağıyla" dinlemek, ona verebileceğiniz en lüks hediyeden daha değerlidir.


Doğaya ve Yarınlara Dokunmak Sevginiz bir fidanın köklerinde hayat bulsun. Bir dernek aracılığıyla sevdiğiniz adına diktiğiniz o fidan, tıpkı bağınız gibi yıllar geçtikçe büyüyecek ve dünyaya nefes olacaktır. Kuraklaşan bir dünyada bir cana hayat vermek, sevginin en sürdürülebilir ve en kutsal ifadesidir.


Huzurun ve Lezzetin Tadı Bazen sadece durmak gerekir. Birlikte geçirilecek sakin bir spa günü, zihinsel yorgunluğu silip süpüren bir masaj ya da evde özenle seçilmiş artisan lezzetlerle, kaliteli bir zeytinyağı ve taze ekmekle hazırlanan mütevazı ama derin bir sofra... Gösterişten uzak, sadece tadına varılan bir akşam, kalbin ritmini yeniden bulmasını sağlar.


Unutma ki 14 Şubat, takvimdeki kırmızı bir işaretten ya da ekonomik bir performans sınavından ibaret değildir. O sadece, hayatın hızı içinde birbirimizin varlığına şükretmek için bir hatırlatmadır. Sevgi bir nesne değil, bir varoluş biçimidir. Bu yıl, o ışıltılı camların arkasındaki "sahip olma" vaatlerine sırtını dön ve sevdiğinin gözlerine bak. Orada bulacağın o derinlik, hiçbir pazarın satamayacağı, hiçbir algoritmanın hesaplayamayacağı kadar eşsizdir. En güzel hediye; paylaşılan bir nefes, içten bir gülümseme ve yıllar sonra gülümsenerek hatırlanacak o biricik hatıradır.


Zeynep Derin Köseoğlu

Ekolojik Evim Yazarı


bottom of page