Ev Ben'im, Misafir Yara İzleri
- Gizem Görhan Yağmur
- 2 dakika önce
- 3 dakikada okunur

Önemli olan ben’im. Değerim, anlamım, varlığım çok kuvvetli. Asıl olan kendim olarak var olabilmem. Gördüğüm dış görünüşüm, hissettiğim iç dünyam... İkisini birleştirince beni ben yapan tüm parçalarım bir arada oluyor.
Bunu şimdi bir kez daha oku. Her bir kelimesini gerçekten hissederek oku. Okuduktan sonra kendi yansımana bak. Her bir milimine… Dikkatlice…
Sence de hayatındaki her şeyi fazla ciddiye almıyor musun? Gerekli, gereksiz, kalıcı, gidici olabilecek her şeyden bahsediyorum. İnsanları, ayrılıkları, söylenenleri, yarım kalmışlıkları, zamanı durdurduğunu hissettiğin zorlukları…
Seni duyabiliyorum sanki. Diyorsun ki hayatın kendisi başlı başına bir ciddiyet ve gerçek. Ben sana gerçek olan şeyi söyleyeyim mi? Konu ne olursa olsun, zorluğu ne olursa olsun hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. Asıl ciddi olan şey işte bu.
Her şeyin var olma, yaşama ve azalarak yok olma gerçeği var. Gerçeklerle yüzleşmek diyoruz ya bazen, işte en büyük yüzleştiğimiz gerçek bu.
Zorluğu, hissettirdiği, yaşattığı, verdiği, aldığı… İyi de olsa kötü de olsa hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor.
Her şeyin geçici olduğu yaşamda nefes aldığın süre boyunca kalıcı olan tek şey sen’sin.
Bir dönem nefesini kesecek yoğunlukta olan yaşanmışlığın, sadece bir hatıraya dönüşmesi gerçeği de bundan. Uykusuz bırakan, günden uzaklaştıran, düşüncelerini tamamen donduran, gülümsemeni rafa kaldırmana neden olan her şey geçici.
‘Sadece çocukların ağladığına inanmak’ doğru bir bilgi değil. Bu konuda ben böyle düşünüyorum.
Yıllar içerisinde defalarca dağıldık ama sonra toparladık. Dağılmamız çabuk oldu, beklenmedik şekilde beklenmedik zamanda ve çok hızlı oldu. Ama toparladık, toparlıyoruz da hala. Yeniden toparlanabilmek diye çok güçlü bir gerçek var.
Bazen hala tuhaf buluyorum yaşadıklarımızdan sonra hayatın aynı şekilde devam edebiliyor olmasını. Sonra diyorum ki, insan yaşadıklarından değil taşıdıklarından etkilenir. Süreç bittikten sonra taşımayı bırakırsan yaşamaya kaldığın yerden devam edebilirsin.

Belki söylenildiği kadar kolay olmuyor bu. Hak veriyorum son kelimesine kadar. Ama insan olmanın özünde her şeye uyum sağlayabilme özelliği ve gücü var. Kaçımız defalarca deneyimledik bunu. Deneyimliyoruz da hala…
Acı geldiğinde, yaşama dair çoğu şeyin hatta bazen her şeyin bittiği düşüncesi oluşmaya başlar. Yara ilk oluştuğunda her hareketi canımızı acıtır. Varlığı, gerçekliği, düşüncesi, yaşaması…
Kabullenme süreci sancılı geçer. Yoğunluğu hiç azalmadan tüm varlığıyla kendini hissettirir. Biliriz ki o orada. Sanki hep orada olacakmış gibi gelir. Bitmeyecek, geçmeyecekmiş gibi. Anlık bir şeylere dalsak da bize kendini hep hatırlatır.
Ama sonra ne olur? Hep orada kalacak diye düşündüğümüz o yara, o acı varlığını tamamlar ve gider. Gittiği yerde izini bırakır. O izler de yaşam içinde her yeni bir günü karşılarken bir süre sonra yok olur gider.
Bizim yaşama olan inancımız öyle kuvvetli ve büyüktür ki yara izlerinin etrafında yeniden büyümeye başlarız. Büyüdükçe güzelleşir zamanında kabuk bağlamış yerler.
Bazen bazenler çoğalır. İnsanlar gider, insanlar gelir, planlar ertelenir, tarihler değişir… Biz sandığımızdan çok daha kuvvetliyiz, çok daha dayanıklıyız.
Şekil değiştiren her duruma karşı uyum sağlayarak dengemizi yeniden kurarız. Zamana ihtiyaç duymamız başaramayacağımız anlamına gelmez.
Çünkü ben kendi özelimde gördüm. En zor zamanlarda bile hayat bir şekilde akmaya devam etti. Ertesi sabah uyandığımda yine aynı çaydanlıkta o çay demlendi. Yine aynı masa etrafına oturuldu, yine nefes alındı verildi, uyunuldu uyanıldı. Yine sokağımdan o satıcı geçti, yine aynı kedi mutfak penceremin önüne geldi. Yine çiçeklerimi suladım ve yine yazı yazdım. Yazmaya devam ediyorum da.
Çünkü ben ev’im, misafir yara izleri.
İyi veya kötü ayırt etmeksizin hiçbir şey sonsuza kadar sürmez demiştim ya hani. Korku, kaybetmişlik hissi, kırgınlık, üzüntü, telaş. Hepsini yaşadım, her hücremde hissedecek büyüklükte ve güçte yaşadım hem de.
O ilk günlerde ağır gelen şeyler bugün aynı ağırlıkta gelmiyor bana. Çünkü ben o zorluğun etrafında da güzellikler oluşturmaya çalıştım, oluşturduklarımı da korumaya…
Evet zaman aldı, evet zor oldu. Sonra yine bir kez daha kendimin farkına vardım ki ben gerçekten güçlüyüm. Yaşadığım zorluklarla da güçlenmeye devam ediyorum.

Ben insanım ve içimdeki bu ruh benim düşmeme izin vermiyor. Elinden geleni yapıyor, unuttuklarımı bana hatırlatıyor. Ben unutsam da o gerçek beni, gerçek kendini unutmuyor unutturmuyor.
Bu nedenle hayatımızın merkezine sadece kendimizi koymalıyız. Önce biz, sonra sonrası… Çünkü bir sabah uyandığımızda ya da bir saniye sonrasında işler değişebilir, planlar bozulabilir, düzen dağılabilir.
Dağınıklığın içinde hatta tam ortasında yaşamaya devam eden bir ‘sen’ var. Sesi kısık çıkıyor olabilir ama sana seslendiğini, sana kendini duyurmaya çalıştığını lütfen unutma.
Hiç kolay değil, kesinlikle kabul ediyorum. Ama eğitilmenin ve öğrenmenin yaşam boyu olduğuna inanıyorum her zaman.
Biz yaşadığımız her şeyden daha büyüğüz. Geri kalan her şey belirli bir zaman için gelen, biraz kalan, sonra da çıkıp giden misafir gibi.
Daha güçlü ve tüm benliğimle inanarak tekrar söylemek istiyorum.
“Ev Ben’im, Misafir Yara İzleri”
Mutlulukla kalın :)
Gizem Görhan Yağmur
Ekolojik Evim Yazarı
