İklim Krizi Sadece Buzulları Değil, Ruhumuzu da Eritiyor
- EE Admin

- 6 gün önce
- 3 dakikada okunur

Yaz aylarının kavurucu sıcakları bastırdığında, aklımıza ilk gelenler genellikle fiziksel etkileridir: yorgunluk, susuzluk, güneş çarpması riski. Vücudumuzu serin tutmak için gölgeye sığınır, bol su içeriz. Peki ya zihnimiz? Artık bilimsel kanıtlar gösteriyor ki aşırı sıcaklar, bedenimiz kadar ruh sağlığımızı da derinden etkiliyor. Bu, artık sadece bir his veya tahmin değil. Rush Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Dale Pendleton ve Ann & Robert H. Lurie Çocuk Hastanesi'nden Aneta Kwak öncülüğündeki bir araştırma ekibinin Journal of Psychiatric Research dergisinde yayımladığı yeni ve kapsamlı bir çalışma, sıcak hava dalgaları ile zihinsel sağlığımız arasındaki bağlantıya dair şaşırtıcı ve somut gerçekleri gözler önüne seriyor.
Araştırmanın en temel bulgusu, sıcaklık ve ruh sağlığı arasında güçlü bir istatistiksel ilişki olduğudur. Bilim insanları, Amerika Birleşik Devletleri genelinde hava sıcaklığının 37°C'yi (100°F) aştığı gün sayısı ile eyaletlerde bildirilen anksiyete ve depresyon oranları arasında doğrudan bir pozitif ilişki tespit etti.
Araştırmanın en çarpıcı istatistiksel verisi ise şu: Aşırı sıcak geçen her 10 ek gün, insanların zihinsel sağlık sorunları bildirme olasılığında (odds) %6,2'lik bir artışa karşılık geliyor. Bu oran ilk bakışta küçük gibi görünse de, bir eyaletin tüm nüfusuna uygulandığında on binlerce insanı etkileyen anlamlı bir artışa işaret ediyor. Örneğin, 10 milyon nüfuslu bir eyalette bu, potansiyel olarak on binlerce insanın zihinsel sağlığının olumsuz etkilenebileceği anlamına gelebilir.
Araştırmacılar bu sonuca, eyaletlerin 2020 yılındaki sıcaklık verilerini, 2022'de toplanan ruh sağlığı verileriyle karşılaştırarak ulaştılar. Bu yaklaşım önemlidir, çünkü iklimsel stres faktörlerinin toplumun ruh sağlığı üzerindeki etkileri ani olmayıp, zamanla birikerek ortaya çıkabilir.
Sosyoekonomik Koşullar, Sıcaklığın Ruh Sağlığı Üzerindeki Etkisini Derinleştiriyor
İklim değişikliğinin etkileri ne yazık ki herkesi eşit şekilde vurmuyor. Araştırma, sosyal ve yapısal olarak daha savunmasız eyaletlerde, aşırı sıcakların zihinsel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin daha da kötüleştiğini gösteriyor. Bu durum, iklim krizinin mevcut toplumsal eşitsizlikleri nasıl derinleştirdiğinin somut bir kanıtı niteliğinde.
Peki, bu "savunmasızlığı" ne tanımlıyor? Araştırma iki ana faktöre dikkat çekiyor: daha düşük eğitim seviyeleri ve sağlık sigortası olmayan nüfusun daha yüksek oranlarda olması. Eğitime ve sağlık hizmetlerine erişimdeki zorluklar, bireylerin ve toplumların sıcak hava gibi çevresel stres faktörleriyle başa çıkma kapasitesini doğrudan zayıflatıyor. Araştırmacıların da belirttiği gibi, bu durum önemli bir kesişime işaret ediyor:
"Bu bulgular, iklimle ilişkili sıcaklığa maruz kalmanın zihinsel sağlık üzerindeki etkilerinin, daha büyük sosyal ve yapısal kırılganlığa sahip eyaletlerde önemli ölçüde daha kötü olabileceğini düşündürmekte ve çevresel stres faktörleri ile eğitim ve sağlık sigortasına erişimdeki eşitsizlikler arasındaki kesişimi vurgulamaktadır."
Yaşlı Nüfusla İlgili Beklenmedik Bir Sonuç
Araştırmanın belki de en şaşırtıcı ve genel kanının aksini gösteren bulgusu yaşlı nüfusla ilgiliydi. Genellikle yaşlıların iklim değişikliğinin fiziksel etkilerine karşı en savunmasız gruplardan biri olduğu düşünülür. Ancak bu çalışma, 65 yaş ve üstü yetişkin oranının daha yüksek olduğu eyaletlerde, bildirilen zihinsel sağlık sorunlarının aslında daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Bu bulgu, yaşlıların iklim değişikliğinin etkilerine karşı evrensel olarak daha kırılgan olduğu yönündeki yaygın varsayımlarla çelişiyor. Araştırmacılar bile bu sonucu "beklenmedik" olarak nitelendiriyor. Bu durumun olası nedenleri arasında, yaşlı nesillerin zorluklara karşı geliştirdiği psikolojik dayanıklılık, daha güçlü sosyal bağlar veya zihinsel sağlık sorunlarını bildirme konusundaki farklı kültürel alışkanlıklar olabilir; ancak bu, daha fazla araştırmayı gerektiren bir alan.
Sonuçları Değerlendirirken Gözden Kaçmaması Gereken Bir Faktör: COVID-19 Pandemisi
Bilimsel bir çalışmanın güvenilirliği, sınırlılıklarını açıkça ortaya koymasıyla da ölçülür. Bu araştırmacılar da önemli bir noktaya dikkat çekiyor: Ruh sağlığı verilerinin toplandığı 2022 yılı, aynı zamanda COVID-19 pandemisinin psikolojik ve sosyal artçı şoklarının hala derinden hissedildiği bir dönemdi. Bu durum, sonuçları yorumlarken göz önünde bulundurulması gereken kritik bir faktör.
Araştırmacılar bu uyarıyı şu sözlerle ifade ediyor:
"Önemli bir uyarı, 2022'de gözlemlenen yüksek zihinsel sağlık sorunları prevalansının, yalnızca iklimle ilişkili sıcaklığa maruz kalmaktan ziyade, kısmen COVID-19 pandemisinin kalıcı psikolojik ve sosyal etkilerini yansítabileceğidir."

Bu, gözlemlenen anksiyete ve depresyon artışının tamamen aşırı sıcaklara bağlanmaması gerektiği anlamına geliyor. Ancak bu durum, sıcaklığın ruh sağlığı üzerindeki etkisini de geçersiz kılmıyor; sadece resmin daha karmaşık olduğunu ve birden fazla stres faktörünün bir araya gelebileceğini gösteriyor.
Bu araştırmadan çıkarılacak en net sonuç şudur: İklim değişikliği sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda mevcut sosyal eşitsizlikleri derinleştiren ciddi bir halk ve ruh sağlığı tehdididir. Araştırmacıların da altını çizdiği gibi, "iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki sonuçları, özellikle de ruh sağlığı açısından yeterince tanınmıyor."
Sıcaklıklar artmaya devam ederken, bu gerçekle yüzleşmek ve harekete geçmek zorundayız. Bu noktada akla şu soru geliyor: Gezegenimiz ısınmaya devam ederken, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı koruyan daha dirençli toplumları nasıl inşa edebiliriz?




Yorumlar