top of page

"Başımıza Harika Bir Dert Açtık": Bir Çiftin Şehirden Kaçış ve Dönüşüm Öyküsü

"Başımıza Harika Bir Dert Açtık": Bir Çiftin Şehirden Kaçış ve Dönüşüm Öyküsü

Gürsoy Ünlü: Şehir hayatının ritminden yorulan pek çoğumuzun zihninin bir köşesinde o tanıdık hayal durur: Her şeyi geride bırakıp toprağa dokunmak, kendi gıdanı yetiştirmek ve doğanın ritmiyle yeniden bağ kurmak. Veteriner hekim Buse ve tasarımcı Tuğberk, tam da bu hayali ertelemekten vazgeçip "denemeye değer" diyerek yola çıkan cesur bir çift. Onların hikayesi, Kadıköy'den Ege'nin bir köyüne uzanan, romantik bir kaçıştan çok daha fazlasını, bilinçli bir dönüşümü anlatıyor. "Toprakla Bir" adını verdikleri bu yolculukta sıfır birikimle başlayıp, gönüllülükten kendi bostanlarını kurmaya, komün yaşamdan uluslararası atölyelere uzanan maceralarını, öğrendiklerini ve yüzleştikleri gerçekleri tüm samimiyetleriyle konuştuk. İşte o ilham verici söyleşi...


Bölüm 1: Hayalden Harekete (Başlangıç Noktası)


Gürsoy Ünlü: Sizin hikayeniz pek çok şehirli insanın kurduğu bir hayalle başlıyor: Her şeyi geride bırakıp toprağa dönmek. Bize biraz o "öncesi" dönemden bahseder misiniz? İstanbul'da, Kadıköy'de nasıl bir hayatınız vardı ve sizi o hayattan koparan, "artık zamanı geldi" dedirten o ilk kıvılcım neydi?


Toprakla Bir: Mesleklerimizi yapıyor, standart bir şehirli yaşamı sürüyorduk. Tatillerimiz ve küçük kaçışlarımız ise neredeyse her zaman doğayla iç içeydi; uzun zamandır alternatif bir yaşam hayalini birlikte kuruyorduk.Bir noktada bu hayali ertelemenin, aslında bahanelerden ibaret olduğunu fark ettik. Gitmek için değil, gitmemek için sebep bulamaz hâle geldik. Ekonomimizi, psikolojimizi ve kariyerimizi uzun uzun konuştuk ve “denemeye değer” diyerek yola çıktık.


GÜ: Bu büyük bir karar. Eminim pek çok korku ve belirsizlik vardı. Bu kararı alırken sizi en çok endişelendiren neydi ve o endişeleri nasıl aştınız? Birbirinize bu süreçte nasıl destek oldunuz?


TB: Elbette en büyük endişemiz ekonomik belirsizlikti. Yola çıkarken birikimimiz ya da düzenli bir gelirimiz yoktu. Ama hayatımızı sadeleştirerek bu sürecin üstesinden gelebileceğimizi biliyor ve birbirimize güveniyorduk. Bu süreçte en büyük gücümüz, birbirimize cesaret vererek destek olmamızdı.


GÜ: Pek çok insan arsa alıp kendi yerini kurma hayaliyle yola çıkar. Siz ise bir çiftlikte gönüllü olarak başlamayı tercih etmişsiniz. Neden doğrudan kendi yerinizi kurmak yerine bu "gönüllülük" yolunu seçtiniz?


TB: Kendi yerimizi kurma fikrinin bizi emekliliğe erteleyeceği belliydi. Ayrıca yeterli deneyim kazanmadan böyle bir adım atmanın sağlıklı olmayacağını düşündük. Bu yüzden önce bir çiftlikte gönüllü olarak çalışmayı, toprağı ve ritmini gerçekten tanımayı tercih ettik.


"Başımıza Harika Bir Dert Açtık": Bir Çiftin Şehirden Kaçış ve Dönüşüm Öyküsü

Bölüm 2: Yeni Hayat, Yeni Gerçekler (Öğrenme ve Uyum Süreci)


GÜ: Şehirdeki meslekleriniz veteriner hekimlik ve tasarımcılık. Toprakla uğraşmak, çiftçilik ise bambaşka bir dünya. Hiç bilmediğiniz bir alana adım attığınızda ilk günleriniz, ilk haftalarınız nasıl geçti? "Biz ne yaptık?" dediğiniz anlar oldu mu?


TB: Aslında yola “çiftçi olma” fikriyle çıkmadık. Bitkiler şehir hayatında bizim için bir hobi alanıydı; bugünkü hâline gelmesi zamanla gelişen ve bizim için de sürpriz olan bir süreç oldu. Bugün geldiğimiz noktada, her sezon ortalama otuz farklı sebze ve meyve türünün ekimden hasada kadar tüm sürecini yönetiyoruz ve bunu ekolojik tarım anlayışıyla yapıyoruz. İlk haftalarımız rüya gibiydi. Bahardı ve uzun bir aradan sonra gerçekten nefes aldığımızı hissettik. Daha çok “biz ne iyi yaptık” dedik.


GÜ: Bu yeni hayatta sizi en çok şaşırtan ne oldu? Şehirdeyken romantize ettiğiniz ama gerçeğinin çok farklı olduğunu gördüğünüz bir durum yaşadınız mı?


TB: Doğanın ritmi bizi hâlâ şaşırtıyor. Kâğıt üzerinde ya da sohbetlerde planladığımız pek çok şey, bahçede bambaşka bir gerçekliğe dönüşüyor. Hava koşulları, yağmur, sıcaklık… Tüm bunların sahada ne kadar belirleyici olduğunu yaşayarak öğrendik. Gerçekliğin bahçede çok farklı olduğunu söyleyebiliriz ama iyi anlamda.


GÜ: Eminim sayısız acemilik hatası yapmışsınızdır. Bize o ilk acemilik döneminizden, belki de komik veya ders dolu bir anınızı anlatır mısınız? "Keşke bunu en başta bilseydim" dediğiniz bir şey var mı?


TB: Başlangıçta yaptığımız neredeyse her şey acemiceydi. Öğle sıcağında kabak fidesi dikmeye çalıştığımız bir gün, şimdi dönüp bakınca gülümsetiyor. Bu işte hata yaparak öğrendiğiniz bir şeyi tekrar denemek için bazen bir sezon daha beklemeniz gerekiyor. Bitkiler canlı organizmalar ve zaman algıları bizden çok farklı. Onlarla çalışmayı seçtiyseniz, sabırlı olmayı da kabul etmiş oluyorsunuz. Bunu baştan bilmek önemli.


GÜ: Bir çift olarak hem hayatı hem de işi 7/24 paylaşmak ilişkinizi nasıl etkiledi? Bu durumun en güzel ve belki de en zorlayıcı yanı ne oldu?


TB: Elbette inişler çıkışlar oldu ama sağlıklı bir ilişkimiz vardı. Günün sonunda samimiyetle ve berraklıkla yapılan konuşmaların çözemeyeceği bir şey yok. Sıklıkla söylediğimiz bir cümle var: “Güçlerimizi birleştirdik.” Farklı karakterlerimizi, güçlü ve zayıf yanlarımızı birlikte harmanlayarak dengeli bir yol bulduğumuzu ve bunun bizi adım adım ileri taşıdığını düşünüyoruz.



Bölüm 3: Toprağın Dili (Felsefe ve Teknikler)


GÜ: Sadece bahçe işleri yapmıyor, aynı zamanda "doğal tarım" felsefesini benimsiyorsunuz. Bu felsefe sizin için ne anlama geliyor? Geleneksel tarımdan temel farkları neler?


TB: Bizim asıl çabamız toprağın dengesini anlamak, korumak ve onu daha canlı hâle getirmek. Hasat ettiğimiz ürünler elbette keyif veriyor ama asıl tatmini, zenginleşen toprak canlılığını görmekten alıyoruz. Geleneksel tarımdan farklı olarak daha tasarımsal ve bilimsel bir yaklaşımla çalışıyoruz. Ekim-dikim kararlarını ise o yıl neyin daha çok kazandıracağından çok, içinde bulunduğumuz topluluğun neye ihtiyacı olduğuna bakarak alıyoruz.


GÜ: "Toprağı iyileştirmek"ten bahsediyorsunuz. Sağlıklı bir toprak nasıl anlaşılır ve bir toprağı iyileştirmek için neler yapıyorsunuz? Kompost gibi yöntemlerin bu süreçteki rolü nedir?


TB: Bizim için sağlıklı bir toprak, çıplak bırakılmamış topraktır. Geniş alanlarda örtücü bitkilerle, bostan alanlarında ise malçla toprağı koruyoruz.Toprak; sert yağmurun doğrudan çarpmasından ya da yakıcı güneşin yüzeyi kurutmasından korunmalı.Kompost ise bu felsefenin en önemli yapı taşı. Çünkü topraktan çıkan her şeyi yeniden toprağa sunmanın en güzel yolu.


GÜ: Kırsalda yaşamanın en büyük zorluklarından biri de sürdürülebilir bir gelir modeli oluşturmak. Siz bu dengeyi nasıl kurdunuz? Ürettiklerinizle geçinme süreci nasıl işliyor?


TB: Bu dengeyi kurmak zaman aldı ve hâlâ tamamlandığını söyleyemeyiz. Neyse ki kırsalda yaşamak şehir hayatına kıyasla daha ulaşılabilir.Sadece ürettiklerimizle geçinmek mümkün olmuyor. Doğal üretim yaptığımız için fahiş fiyatlar belirlemeyi de tercih etmiyoruz. İlk müşterimiz her zaman yerel halk oluyor; sağlıklı gıdanın herkesin hakkı olduğuna inanıyoruz.Bu nedenle süreci etkinlikler, atölyeler ve dönemsel işler (zeytin hasadı, portakal budama, ekim çalışmaları gibi) ile birlikte yürütüyoruz.



GÜ: Şehirdeki hayatın getirdiği bir zihinsel yorgunluk var, kırsalda ise daha çok bedensel bir yorgunluk. Bu iki yorgunluk türü arasındaki farkı nasıl deneyimlediniz?


TB: Başlarda bu farkı daha çok hissediyorduk ama zamanla kondüsyonumuzun arttığını ve kendimizi çok daha zinde hissettiğimizi söyleyebiliriz. Temiz hava, temiz su ve temiz gıda bedensel yorgunluğu büyük ölçüde dengeliyor. Gün sonunda yorulduğumuz oluyor ama ertesi sabah sanki hiçbir şey olmamış gibi yeni bir güne başlıyoruz. Şehirde yaşadığımız zihinsel yorgunluğun detaylarına girmeyelim, içimiz kararmasın 🙂


Bölüm 4: Topluluk ve Gelecek (Büyüyen Hikaye)


GÜ: Artık sadece kendiniz için üretmiyor, aynı zamanda etkinlikler düzenleyerek bu bilgiyi ve tecrübeyi başkalarıyla da paylaşıyorsunuz. Sizi bu noktaya getiren ne oldu? Bilgiyi paylaşmanın size hissettirdiği nedir?


TB: Öğrendiklerimizin sadece bizi değil, aslında bu gezegendeki tüm canlıları ilgilendirdiğini fark ettik. Bu farkındalıkla insanları da sorumluluk almaya ve bilinçlenmeye davet etmek istedik.Bahçecilik ve gıdamızı üretme meselesi her geçen gün daha önemli hâle geliyor. Etkinliklerimizden ayrılan insanların heyecanını görmek, “yine yeni tohumlar attık” dedirtiyor.Belki dünyayı henüz kurtarmıyoruz ama bir adım daha yaklaştığımızı hissediyoruz.


"Başımıza Harika Bir Dert Açtık": Bir Çiftin Şehirden Kaçış ve Dönüşüm Öyküsü

GÜ: Dünyanın dört bir yanından gelen gönüllülerle bir arada yaşıyorsunuz. Bu "komün" yaşam deneyimi size ne kattı? Farklı kültürlerden insanlarla toprağın etrafında birleşmek nasıl bir duygu?


TB: Şehirde oldukça sosyal bir hayatımız vardı ve göç ederken sosyal kaygılarımız da vardı. Ancak burada sosyalliğimiz çok daha geniş bir yelpazeye yayıldı. Dünyanın farklı yerlerinden insanlarla tanışmak, kültürleri paylaşmak bizim için büyük bir kazanım oldu. Komün yaşam bu geçiş sürecini ciddi anlamda kolaylaştırdı; yalnız olmadığımızı hissetmek bizi motive etti.


GÜ: "Toprakla Bir" ismi çok anlamlı. Bu iki yıllık yolculuğun sonunda, "Toprakla Bir" olmak sizin için ne ifade ediyor?


TB: Bazen başımızı harika bir derde sokmuşuz gibi hissediyoruz. Bilgi ve tecrübeyle gelen farkındalık bazen yorucu, bazen de çok güçlü bir motivasyon kaynağı. Toprakla Bir olmak bizi sürekli meraklı ve heyecanlı tutuyor ve bizce bunu hissedebilmek çok kıymetli.


GÜ: Geleceğe baktığınızda kendinizi ve "Toprakla Bir" projesini nerede görüyorsunuz? Sırada hangi hayaller var?


TB: Din, dil, yaş, cinsiyet ve tür ayrımı olmayan bir topluluk hayal ediyoruz.

Fikirlerin konuşulduğu, birlikte üretildiği ve sonunda hem birbirine hem gezegene hizmet eden bir döngü yaratmak niyetiyle çalışıyoruz.


Bu niyet doğrultusunda ihtiyaçlara göre güncel projeler geliştiriyoruz. “Toprakla Bir Online Atölyeler” de 2026 planlarımızdan biri. Diğerleri şimdilik sürpriz olsun 🙂

GÜ: Buse ve Tuğberk'in hikayesi, şehir hayatının gürültüsünden yorulan pek çoğumuzun kalbinde taşıdığı o "toprağa dönme" hayalinin, aslında bahanelerin ardına saklanmış ulaşılabilir bir gerçeklik olduğunu gösteriyor. Onların yolculuğu, bu hayalin sadece romantik bir kaçış olmadığını; sabır, öğrenme, dayanışma ve en önemlisi doğanın ritmine teslim olmayı gerektiren derin bir dönüşüm süreci olduğunu kanıtlıyor. "Toprakla Bir", sadece bir bahçe değil; aynı zamanda farklılıkların bir araya gelerek hem toprağı hem de birbirini iyileştirdiği, yaşayan bir umut projesi. Onların hikayesi, bize en temel soruyu soruyor: Kendi hayatımızda "toprakla bir" olmak için ilk adımı atmaktan bizi alıkoyan nedir?


TOPRAKLA BİR ETKİNLİKLERİNE KATILMAK İSTER MİSİN?


TOPRAKLA BİR BAHAR ETKİNLİKLERİ (19-22 Mart)
19 Mart 2026 19:00 – 22 Mart 2026 23:00Fethiye
Hemen Kaydol

TOPRAKLA BİR BAHAR ETKİNLİKLERİ (16-19 Nisan)
16 Nisan 2026 19:00 – 19 Nisan 2026 23:00Fethiye
Hemen Kaydol

TOPRAKLA BİR BAHAR ETKİNLİKLERİ (23-26 Mayıs)
23 Mayıs 2026 19:00 – 26 Mayıs 2026 23:00Fethiye
Hemen Kaydol

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page